TÜRK CEZA KANUNU’NDA HIRSIZLIK SUÇU


0

HIRSIZLIK SUÇU

A-Suç Tipine İlişkin Genel Açıklamalar

Hırsızlık suçunun Kanunun 141.maddesini esas alarak şu şekilde tanımlamak mümkündür.

Hırsızlık ‘’ zilyedin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı ,kendisine veya başkasına bir

yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almaktır’’ . Bu fiili işleyen kişiye, bir yıldan üç

yıla kadar hapis cezası verilecektir.

B-Korunan Hukuki Değer

Hırsızlık suçunun koruduğu hukuki değerin ne olduğu konusunda çeşitli görüşleri ileri

sürülmüştür .Türk doktrinde hakim görüş , bu suçla korunan hukuki değerin zilyetlik olduğu

yönündedir. Bir başka ifade ile menkul malların zilyetliğini saldırılardan korumak için hırsızlık

fiili suç haline getirilmiştir. Bazı yazarlar ise bu suçla koruna hukuki değerin yalnızca

mülkiyet görüşündedirler .Bu yazarlara göre fiili hakimiyet anlamında zilyetlik hırsızlık

suçunda bağımsız olarak korunan bir konu değildir .Burada zilyetlik ,yalnızca bir eşya üzerinde

malike ait olan tasarruf imkanının bir sonucudur .Bu nedenle zilyetlik alternatif olarak değil

,mülkiyetle birlikte kümülatif olarak korunmaktadır .Bu itibarla hırsızlık suçunun koruduğu

hukuki değer ,yalnızca malikin tasarruf imkanıdır .Bir diğer görüş ise hırsızlık suçunda

korunan hukuki değerin mülkiyet ve zilyetlik olduğu yönündedir .Bu görüşe göre ,hırsızlık

suçu , zilyetliğin ihlalinden önce doğrudan malikin tasarruf yetkisini korumak istediği için

zilyetlik en azından tali olarak birlikte korunmaktadır.

Her ne kadar TCK’ nın 141.maddesinde ‘’ zilyedinin rızası olmadan’’ bir malın alınmasından

bahsedilmekte ise de bu düzenlemeden hareketle bu suçla korunan hukuki değerin münhasıran

zilyetlik olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu ifadenin daha çok suçun mağdurunu

belirtmek üzere kullanıldığını kabul etmek gerekir.

Kaanatimizce , hırsızlık suçuyla mülkiyet hakkının ve bu hakkın malikle eşya üzerinde

sağladığı tasarruf imkanının korunduğundan şüphe yoktur .Ancak malik olmayan kişilerin de

bir hukuki ilişkiye dayalı olarak taşınır bir eşya üzerinde fiili hakimiyet kurması ve bu durumun

o kişiye malikten bağımsız bir takım hakla sağlaması bir takım haklar sağlaması mümkündür.

Bir eşyanın zilyedi , o eşyanın maliki olabileceği gibi , bir başkası da olabilir .Hırsızlık suçunun

mutlaka malike karşı işlenmesi şart değildir. Bir başkasının eşyasına zilyet olan kişiye karşı da

bu suç işlenebilir. Burada zilyetliği , sağladığı haklarla birlikte değerlendirmek gerekir. Eşya

üzerinde fiili egemenliği ifade eden zilyetlik (MK m.973 ) , kişiye zilyedi bulunduğu malı

koruma, savunma ve onun üzerinde malik gibi tasarrufta bulunma imkanı vermektedir.

Örneğin mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan , rehin olarak verilen veya bir sözleşmeye dayalı

olarak zilyetliği devredilen bir eşya üzerinde tasarruf imkanı elde etmektedirler .İşte bu

kişilerin zilyetliğin rızaları olmaksızın üçüncü kişiler tarafından ihlali halinde de hırsızlık

suçunun olunşacağından şüphe yoktur. Bu itibarla hırsızlık suçunun hem zilyetliği , hem de

mülkiyeti koruyan bir suç tipi olduğunu kabul etmek daha isabetli gözükmektedir.

C-Suçun Unsurları

1-Tipikliğin Maddi Unsurları (Objektif )

A-Fail

Bu suçun faili herkes olabilir .Bu suçun faili malın maliki olamaz .Bir başka deyişle malın

maliki ile zilyedi bulunan kişinin farklı kişiler olması halinde , malın maliki tarafından zilyedi

bulunan kişiye karşı bu suç işlenemez. Bu itibarla malik , sahibi olduğu eşya üzerindeki

zilyetliği bir hukuki ilişkiye dayalı olarak bir başkasına devretmiş olsa ,daha sonra mülkiyeti

kendinde olan eşyayı zilyedinin rızası olmaksızın alsa, fiil hırsızlık suçunu oluşturmaz .Zira

hırsızlık suçunun konusunu oluşturan eşyanın ‘başkasına ait olması ’gerekir

Ayrıca eşya üzerindeki mülkiyet hakkı , o eşya üzerindeki zilyetlik durumuna göre daha üstün

bir haktır.

Ceza kanunları “her kim”, “bir kimse” ifadelerini kullanmak suretiyle bir suçun failinin, diğer

bir ifadeyle, hareket yeteneği olan kişinin, gerçek kişi olacağını açıkça benimsemiştir.

Dolayısıyla ancak gerçek kişiler suçun faili olabilir ve ancak gerçek kişiler hakkında ceza

yaptırımına hükmedilebilir. Bununla birlikte TCK’da tüzel kişilere güvenlik tedbiri

niteliğindeki yaptırımların uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bu anlamda, tüzel kişilerin suç

işlemeleri gibi bir durum söz konusu olamayacağından, hırsızlık suçunun faili olmaları da

mümkün değildir. Bununla birlikte, hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle lehine haksız menfaat

sağlanan tüzel kişiler hakkında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (TCK.

m.169).

B-Mağdur

Bu suçun mağduru malı çalınan kişidir. Hırsıza karşı iş lenen suçun mağduru ,malın gerçek

zilyedi veya maliki olan kişidir .Malın zilyedi şayet malın maliki değilse ,suçun mağduru malın

zilyeti olacaktır. Bu durumda malın sahibi suçtan zarar gören kişi olabilir. Örneğin fotoğraf

makinesini arkadaşının yapacağı seyahat de kullanması için ödünç veren kişi , fotoğraf

makinesinin çalınması halinde bu suçun mağduru değil zarar göreni olacaktır.Fotoğraf

makinesin zilyedi bulunan kişi, bu makineyi bir başkasına rızasıyla verecek olursa , makineyi

alan kişinin hırsızlık suçunu işlediği söylenemeyecektir. Hatta makinenin sahibinin rızası

olmasa dahi , fiili hırsızlık olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Devlet diğer tüzel kişiler bir suçun işlenmesinden zarar görebilirlerse de o suçun mağduru

olamazlar. Bu itibarla tüzel kişinin mülkiyetinde bulunan bir eşyanın çalınması halinde , o tüzel

kişiyi oluşturan gerçek kişiler suçun mağduru, tüzel kişi ise suçtan zarar görendir. Ancak

suçtan zarar görenler de görülmekte olan davaya müdahil olarak katılma ve uğradıkları zararın

tazminini isteme hakkına sahiptirler.

Ancak yaşayan bir insan bu suçun mağduru olabileceğinden , ölmüş kişiye karşı bu suç

işlenemez. Zira ölmekle , eşya üzerindeki zilyetlik de sona erer. Örneğin trafik kazasında

hayatını kaybetmiş kişinin zerindeki veya otomobilindeki eşya veya paraların alınması halinde

, suçun mağduru ölen kişi değil , onun mirasçıları olan gerçek kişilerdir.

C-SUÇUN KONUSU

Hırsızlık suçunun konusunu ‘’başkasına ait taşınır bir mal’’ oluşturmaktadır . Hırsızlık suçunun

konusunun bir mal olması , bu malın taşınır mal olması ve başkasına ait bulunması gerekir .

Taşınır olma ve başkasına ait olma , suçun konusunu oluşturan malın vasıflarını

oluşturmaktadır. Bu niteliklere sahip olmayan bir eşyaya karşı hırsızlık suçu işlenemez.

D-Fiil-Netice –Nedensellik bağı

Hırsızlık suçunun fiil unsurunu , başkasına ait taşınabilir bir malı bulunduğu yerden ‘almak’

oluşturmaktadır .Malın alınması ile birlikte suç ta tamamlanır . Bu nedenle hırsızlık , sırf

hareket suçudur. Zira suçun oluşması için malın alınmasından başka bir hareketin yapılması

veya neticenin gerçekleşmemesi aranmamaktadır. Bu suç bir zarar suçudur. Çünkü suçun

konusunu oluşturan mal alınmak suretiyle, zilyedinin tasarruf alanından çıkartılıp failin

tasarruf alanına sokulmalıdır.

Hırsızlık suçunda ‘almak’ unsurunun ne şekilde anlaşılması gerektiği konusunda çeşitli

teoriler ileri sürmüştür.

‘’El koyma teorisi’’ olarak bilinen ve artık savunucusu kalmayan bir görüşe göre , hırsızlık

suçu , failin eşya üzerine yalnız elini sürmesi ya da koyması ile teşekkül eder . Carrara

tarafından ortaya atılan ve ‘basit hareket teorisi’ olarak adlandırılan diğer bir fikre göre , suçun

tamamlanması için failin çalınmak istenilen malı bulunduğu yerden kaldırmış olması gerekli

ve yeterlidir. ‘ Taşıma Teorisi’ olarak isimlendirilen üçüncü fikre göre ise suçun tamamlanması

için failin malın bulunduğu yerden alarak önceden tahsis ettiği ve hazırladığı yere götürmesi

gerekir .

Günümüzde doktrin ve uygulama tarafından üstün tutulan ve çoğu ülkelerin ceza kanunları

tarafından da benimsenen son görüş ise esasları Pessina tarafından belirlenen , ‘egemenlik

alanı’ görüşüdür. Buna göre , hırsızlık suçunda almak unsuru , malın bulunduğu yerden

kaldırılması suretiyle zilyedinin egemenlik alanından çıkarılması ve failin veya üçüncü kişinin

egemenlik alanına sokulması ile tamamlanır. Bir başka deyişle , malın alınmasından maksat ,

mal üzerinde mevcut zilyedin sahip olduğu fiili tasarruf imkanının ortadan kaldırılması ve fail

lehine yani bir egemenliğin kurulmasıdır.

Yargıtayda eskiden beri verdiği kararlarda egemenlik görüşünü üstün tutmaktadır.

Yargıtay ise güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için zilyetliğinin gerçek anlamda

devredilmiş olması gerektiğini , zilyetlik tamamen devredilmeden , mağdurun denetim ve

kontrol altında tuttuğu eşyanın alınması halinde , güveni kötüye kullanma suçu değil , hırsızlık

suçunun oluşacağına karar vermektedir. Örneğin Yargıtay , yerleşik hale gelen kararlarında

, kısa bir süreliğine bakmak veya konuşma yapmak bahanesiyle mağdurdan cep telefonunu

aldıktan sonra geri vermeyerek olay yerinden uzaklaşan failin fiilini , olayda zilyetliğin

hukuken geçerli bir sözleşme gereği devrinden söz edilemeyeceğinden , güeni kötüye kullanma

suçu değil , hırsızlık suçu oluşur. Bu itibarla bir eşya , geri vereceğine güven duyarak

kullanılması amacıyla bir bırakılmışsa , o eşyanın zilyetliği devredilmiş olur. Ve burada artık

bırakılma süresine göre fiilin vasıflandırılmasına girilmeksizin ,, eşyanın geri verilmemesi

halinde güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğu belirtmek gerekir.

Buna karşılık , eşyanın zilyetliği faile devredilmemiş ve fail eşya üzerindeki mağdurun

zilyetliğini almak suretiyle ortadan kaldırmışsa hırsızlık suçunun oluşacağından şüphe yoktur.

Örneğin lokantada müşteriye yemek yediği tabaklar , kitap dükkanına giren kişiye raflardaki

kitaplar , giysi almak için mağazaya giren müşteriye kabinde denemesi için verilen elbiseler

veya ayakkabılar , kuyumcuya giden kişiye bakması , incelemesi veya parmağına , koluna ,

boynuna olup olmadığını denemesi için tezgahın üzerinde teşhir edilen ziynet eşyaları , yine

telefoncu veya herhangi bir eşya satıcısı tarafından tezgah üzerinde müşterilerin beğenisine

sunulan eşyalar , sözü geçen müşterilere emanet edilmiş onların zilyetliğine bırakılmış

değildir. Bu itibarla , bu tür eşyaların bulundukları yerden alınması halinde fiil hırsızlık suçunu

oluşturacaktır.

Kaanatimizce de hırsızlık suçunda eşya üzerinde yeni bir fiili hakimiyetin kurulup

kurulmadığı , her somut olayda ve günlük hayat tecrübelerine göre ayrı ayrı

değerlendirilmelidir. Örneğin küçük ve kolayca yenilebilen eşyalar da, fail, eski zilyedin egemenlik

alanında bulunsa bile eğer o eşyaları elbisesine ya da çanta küçük valiz gibi kolayca taşınabilen bilen

bir mahfaza içine saklanmış a, kural olarak bu eşyalar üzerinde fiili hakimiyet elde etmiş olur. Çünkü

bu durumda eski zilyedin eşya üzerindeki egemenlik yetkisi ortadan kaldırılmıştır.

Tipikliğin Manevi Unsurları

Hırsızlık suçu, ancak kasten işlenebilir; bu suçun taksiyle işlenmesi mümkün değildir .Failin

kasten hareket ettiğini söyleyebilme miyiz için suçun Kanuni tanımındaki haksızlık

unsurlarının hepsinin bilinmesi gerekir .Fail öncelikle , suçun konusunu oluşturan malın bir

başkasına ait olduğunu, yani kendi mülkiyetinde olmadığını bilmelidir .Burada kastın varlığı

için önemli olan, failin çaldığı mal ile kendisi dışında belirli veya belirsiz bir başkası arasında

mülkiyet ilişkisinin olduğunu bilmesidir .Belirtmek gerekir ki, failin kastı bakımından malın

başkasına ait olduğunun bilinmesi yeterli olup, bu malum şahıs olarak kime ait olduğunun

bilinmesi önemli değildir. Fail A’ya ait olduğunu zannederek B’ye ait bir malı çalsa da hırsızlık

suçu işlemiş olur.

Failin suçun konusunu başkasına ait olması konusundaki yanılgısı kaslı ortadan

kaldıracağından hırsızlık suçu oluşmaz madde (m.21/1 ,30/1) . Bu nedenle kendisini sanarak

başkasının malını alan kişinin suçun konusuna ilişkin bu bilgisizlik aslında ortadan kaldırır.

Yine kişinin başkasının sanarak kendi malını alması halinde de suç meydana gelmeyecektir

.Zira bu ihtimal de suçum konusu başkasına ait bir mal değildir işlenemez suç dur.

Failin kastı fiili de kapsamalıdır. Fail başkasına ait olan taşınır malı bulunduğu yerden aldığını,

yani başkasının mal üzerindeki zilyetliğini kaldırarak kendi zilyetliğinin ettiğinin de bilincinde

olmalıdır.

Failin, başkasına ait taşınır malın bulunduğu yerden almasına zilyedinin rızasının

bulunmadığını da bilmesi gerekir .rıza’nın yokluğu, hırsızlık suçunda tipikliğin olumsuz

unsurunu oluşturmaktadır. Bu itibarla fail, rızasının bulunmadığınıda bilmelidir.

Hırsızlık suçunda rıza’nın yokluğu piknikte yer alan bir unsurdur. Bu nedenle failin bu sırada

bilerek hareket etmesi ayrıca hırsızlık suçunun oluşması için failin malı belli bir maksatla

alması da gerekir. Bu özellikleri nedeniyle, bu suçun ancak doğrudan kast ile işlenebileceğini

olası kastla işlenemeyeceğini düşünüyoruz.

Hırsızlık suçunda failin kaç kere hareket etmesi yeterli değildir. Suçun Kanuni tanımında failin

belli bir maksatla hareket etmesi de aranmaktadır. Bu durumda, suçun oluşması için diğer bir

manevi unsur olarak, failin kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadının da bulunması

gerekir. O halde failinin başkasına ait malı kendisini yarar sağlamak maksadıyla alması şart

olmayıp, bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla alması halinde de bu suç oluşacaktır.

Örneğin failin arkadaşının bir ihtiyacını karşılamak amacıyla fiili işlemesi halinde de hırsızlık

suçu gerçekleşmiş olur. Sağlanmak istenen yarar, maddi veya manevi yarar şeklinde ortaya

çıkabilir. Bu itibarla, yarar sağlamakla, mutlaka malvarlığında bir artışın hedeflenmesi

aranmamalıdır .Failin malı almak suretiyle elde etmeyi umduğu her türlü tatmin ve haz yarar

kavramına girer .Suçun oluşabilmesi için failin yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi

yeterli olup, bu maksadına erişmesi gerekmez.Failin kendisine veya başkasına yarar sağlamak

maksadıyla malı aldığı tespit edilemediği takdirde, bu suç oluşmaz. Örneğin failin başkasına

ait malı yararlanmak maksadıyla değil de tahrip etmek maksadıyla alması halinde bu suç değil

mala zarar verme suçu düşünülmelidir. (m.151)

Yarar sağlamak maksadına malın geçici veya sürekli olarak kullanılması da girer. Ancak bunun

geçici bir süre kullanılıp zili yerine iade edilmek üzere işlenmesi halinde” kullanma hırsızlığı”

gerçekleşir bu durumun kanun özel olarak düzenlenmemiş, bu maksatla işlenen hırsızlık

suçunun takibi şikayete bağlı tutmuş ve verilecek ceza’nın yarı oranında indirileceğini

öngörmüştür.(m 146)

Suçun Hukuka Uygunluk Nedeni

Bir kimse kendi mülkiyetinde bulunmayan bir eşyayı, zilyedinin rızası olmaksızın kendisine

veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla aldığında , hırsızlık suçunun haksızlık unsurları

gerçekleşmiş olur. Böyle bir fiilin işlenmesi aynı zamanda hukuka da aykırıdır. Ancak, somut

olayda, fiilin işlenmesine bir hukuk kuralı izin vermiş olabilir.Hırsızlık fiilinin işlenmesinde

bir hukuka uygunluk sebebinin bulunması halinde fiili hukuka aykırı saymak mümkün değildir.

Bu suçta TCK’da düzenlenen hukuka uygunluk sebeplerinin hepsi gerçekleşebilir.Örneğin

kolun üst veya ev araması neticesinde suç delilini el koyarak sahibinin karşı çıkmasına rağmen

bu eşyayı alması veya haciz memurunun borçlunun karşı çıkmasına rağmen haczedilen malları

alarak götürmesi görevin ifası (madde 24/1)hukuka uygunluk sebebini oluşturacağından,

hırsızlık suçu oluşmayacaktır.Yine CMK nın 90/1 herkese, suçüstü rastlanan bir kimseyi

yakalama yetkisi tanınmıştır.bir bayanın çantasını alıp kaçan hırsızlık ovalayarak çantayı

ondan geri alan kişinin fiili de hırsızlık suçunu oluşturmayacaktır .Medeni kanunun zilyetliğin

korunması ilişkin hükümleri çerçevesinde kaçan hırsızdan malını alan kişinin fiili ve hukuki

uygun kabul edilecektir.Bir kimse kendisinin veya başkasının hakkına yönelik bir saldırıyor

ortadan kaldırmak amacıyla saldırganın malını alırsa, fiil meşru savunma (m.25/1) kapsamında

hukuka uygun olabilecektir.

İlgilinin rızasının da (m.26/2)bu suçta bir hukuka uygunluk sebebi oluşturacağını da tereddüt

yoktur .ancak zilyedin rızasını yokluğu bu suçun Kanuni tanımında bir unsur olarak belirtildiği

için ilgilinin rızasını varlığı halinde fiil ceza hukuku bakımından tipik olmayacaktır .Bir başka

deyişle, bu durumda bir hukuka uygunluk sebebi olan rıza, hukuka aykırılığı değil, ondan daha

önceki bir safha olan fiilin tipikliğin ortadan kaldırmış olacaktır .İlgilinin rızasının tipikliği

kaldırabilmesi için rıza ehliyetine veya açıklanmasına ilişkin koşulları olayda gerçekleşmesi

gereklidir.

Örf ve adetin veya toplumda süregelen bir alışkanlığın kanunda suç olarak tanımlanan bir fiili

hukuka uygun hale getirilmesi kabul edilemez .Bir başka deyişle, bir fiilin örf ve adet ya da

toplum tarafından hoş görünmesi bir hukuka uygunluk sebebi değildir. Bu itibarla, komşunun

bahçesinden birkaç meyvenin alınıp yenilmesi şeklindeki fiiller, mağdurun rızası nedeniyle suç

teşkil etmeyebilirler .Gerçekten mağdur, daha önce gelip geçen insanların bahçesinden meyve

kopardıkları görmesine rağmen, herhangi bir itirazda bulunmamıştır .Bu durumu müşahede

eden fail, mağdurun kendisinin de rızasının bulunduğundan hareket ve fiil işlemiş olabilir.

Şayet mağdurum buna rızası yoksa fiil bir haksızlık oluşturur .Ancak birkaç meyvenin rıza

almak için yenilmesi halinde, fiilin haksızlık içeriğinin cezalandırmaya layık olup olmadığına

bakılmalıdır. Şayet fiilin oluşturduğu haksızlık içeriği cezalandırılma ya değer görülmezse,

faile ceza verilmemelidir. Nitekim TCK ‘ nın 145. Maddesindeki düzenlemeden hareketle de

bu sonuca kolay ulaşabilecektir.

Suçun Nitelikli Halleri

Genel olarak

Hırsızlık suçunun nitelikli halleri ne 142 ile 146 maddeler arasında yer verilmiştir bu

maddelerden 142 ve 143 maddede failin daha ağır cezalandırılmasını gerektiren nitelikli

haller, 144,145 ve 146 maddelerde ise failin cezasını indirimi gerektiren nitelikli haller

düzenlenmiştir.

Belirtmek gerekir ki, bu nitelikli haller oldukça kazuistik bir şekilde ve çok sayıda

düzenlenmiştir. Yargıtay’ın içtihatları da dikkate alındığında, hırsızlık suçunun temel şekli

çok nadir işlenmekte ve neredeyse işlenen tüm hırsızlık suçlarında bir nitelikli hal

bulunmaktadır . Kanaatimizce, bu nitelikli haller sadeleştirmeli, bugün artık suçun temel

şekline göre daha fazla cezalandırılması için bir neden bulunmayan bazı nitelikli haller

kanunundan çıkarılmalıdır. Örneğin suçun haksız yere elde bulundurulan veya taklit

anahtarla veya başka bir alet ile kilit açmak suretiyle işlenmesi, adet veya tahsis veya

kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında işlenmesi, kamu kurum ve kuruluşlarında

bulunan eşyaya karşı işlenmesi, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya

hakkında işlenmesi suçun tanımamak için tekbir alınarak veya resmi sıfat takınarak işlenmesi

gibi hallerde, fiilin haksızlık içeriğinin suçun temel şekli tarafından karşılandığı

kanaatindeyiz.

Ceza’nın Arttırılmasının Nitelikli Halleri

TCK ‘nın 140 maddesinin ikinci fıkrasına ceza’ nın artırılmasını nitelikli halleri yer verilmiştir

bu fıkraları sayılan nitelikli haller aynı eşya hakkında birlikte gerçekleştiği takdirde, bunlardan

en ağır ceza öngören nitelikli hale göre ceza verilmek ile yetinilir. Örneğin hırsızın kamu kurum

ve kuruluşlarında bulunan bir eşyayı yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak alması

halinde, hem 142 maddenin 1. fıkrasının a bendi nitelikli hal hem de 142 maddenin ikinci

fıkrasının f bendindeki ve nitelikli hal birlikte gerçekleşmiş olur bu durumda failin temel

cezasında 2 defa artırımı yapılmayacak, sadece en ağır cezayı gerektiren halden dolayı madde

142/2 artırım yapılmakla yetinilecektir .Bununla birlikte, 143 maddedeki nitelikli hal,

142.madde ile seçimlik arz etmediği için hırsızlık suçunun geceleyin işlenmesi diğer haller ile

birleştiğinde her iki halden dolayı ceza da ayrı ayrı artırım yapılır.

Hırsızlık suçunun nitelikli halleri ne, suçun konusuna ilişkin bulunan bir gün işleniş şeklinden

kaynaklanan bir gün sahipten kaynaklanan nitelikli haller şeklinde bir tasnife tabi tutarak

incelemek mümkündür .Ancak 142 maddede 3 fıkrada nitelikli halleri yer verilmesi ve bunları

farklı cezaları öngörülmesi nedeni ile, kanundaki sıraya esas alarak bu hallerin incelenmesinin

daha doğru olacağını düşünüyoruz.

***Hırsızlık suçunun bir gülü kime ait olursa olsun, kamu kurum ve kuruluşlarında

veya ibadeti ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis

edilen eşya hakkında işlenmesi (m.142/1-a)

Bu bende hırsızlık suçunun belli yerlerde işlenmesi ile virgülü suçun konusunu oluşturan

eşyanın belli nitelikte olması cezayı ağırlaştıran bir neden olarak kabul edilmiştir. Suçun kamu

kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde işlenmesi cezayı ağırlaştırmak tadır.

Örneğin cami, mescit,, havra, gibi yerler bu niteliktedir. Kamuya açık olmayan, örneğin bir

kimsenin evinde ibadet için ayrıldığı odada yapılan hırsızlıklar ise bu bent kapsamında

sayılmaz. Buna mukabil başka amaçlarla yapılan bir binanın bir bölümünün ibadeti tahsis

edilmesi halinde örneğin hastane veya havaalanlarında ibadeti ayrılan yerler gibi burada işlenen

hırsızlıklar da bu nitelikli hal uygulanır. Bu nitelikli halin oluşması bakımdan önemli olan

suçun bu yerlerde işlenmiş olmasıdır. Bu yerlerde bulunan eşyanın kime ait olduğunun bir

önemi yoktur . Örneğin bir caminin halılarının veya duvarındaki değerli çinilerin çalınması

halinde bu nitelikli hal gerçekleşeceği gibi bir gün camide ibadet eden insanların

ayakkabılarının ve çıkarıp astıkları giysilerinin çalınması halinde de bu durum gerçekleşir.

Kanaatimizce bu yerlerde bulunan kişilerin üzerinde yapılan hırsızlıklarda da bu nitelikli halin

uygulanması mümkündür. Örneğin vergi dairesinde para yatırmak üzere bulunan kişinin

cebinden cüzdanın alınması halinde, bu fiil daha ağır cezalandırmaya gerektiren başka bir

nitelikli hal oluşturuyorsa Birgül bu bent kapsamında cezalandırılabilecektir. Ancak, bu

yerlerin eklentilerinde bulunan eşyaya karşı işlenen hırsızlıklar da, bu nitelikli hal uygulanmaz

çünkü kanun, eklenti değiştirme hırsızlıkları da nitelikli hal kapsamında almak isteyen dini

bunun açıkça düzenlenmiştir bu itibarla bir okulun bahçesinde bulunan kömürlükten kömür

çalınması veya bir caminin şadırvanında ki musluklarını çalınması halinde hırsızlık bu yerlerde

işlenmiş kabul edilemez. Zira bu gibi hallerde kamu kurum ve kuruluşunda veya ibadeti

ayrılmış yerde bulunan bir eşya söz konusu değildir. Ancak bu durumda alınan eşyalar kamu

yararına veya hizmetine tahsis edilmiş olacağından, yine bu bent kapsamında nitelikli hal

kabul edilecektir.

Bu bentte düzenlenen diğer bir nitelikli unsur da suçun kamu yararına veya hizmetine tahsis

edilen eşya hakkında işlenmiş olmasıdır burada eşyanın nerede o bulunduğu değil, özgülendiği

amaç önem taşımaktadır. Örneğin herkesin ücretsiz şekilde yararlanmasına açık olan köprüler,

çeşmeler, parktaki oyun araç ve gereçleri, elektrik direkleri, elektrik telleri, sokak lambaları,

trafik ışık ve levhaları, telefon telleri, telefon kulübeleri , banklar bu nitelikli eşyalardır.

***Hırsızlık suçunun, halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya

bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında işlenmesi (m.142/1-c)

Belirtilen yerlerde bulunan eşyanın yolculara veya araç personeline ait bulunması gerekli

olmadığı gibi, yolcu veya personelin beraberinde bulunması da şart değildir. Maddenin

gerekçesinde belirtildiği üzere, örneğin kargo ile nakledilen ve araçta indirilen veyahut

yüklenmek üzere hazırlanan eşyada bu nitelikte halin konusunu oluşturabilir.

Ulaşım aracının türü önemli değildir bu aracın halkın yararlanmasına sunulmuş, genel taşıtlar

olması gerekir bu nitelikteki aracın kime ait olduğunun bir önemi yoktur. Bu itibarla ulaşım

aracının bir kamu kurumuna ait olması mümkün olduğu gibi bir gül özel kişilere ait olabilir.

Teyze bu araçla yapılan ulaşım bedel karşılığında yapılabileceği gibi, bedelsiz de olabilir.

Örneğin belediye otobüsü, halk otobüsü, donmuş, minibüs, içeren, tramvay, metro, ve, deniz

otobüsü, virgül, helikopter, taksi içinde işleme hırsızlıklar bu nitelikli hale kapsamına girer.

Buna karşılık, bir kimsenin özel otomobilde, sadece belli kişilere yararlanabildiği servis

araçlarında işlenen hırsızlıklar da bu hal uygulanmaz.

Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım araçlarının belli kalkış ve varış yerleri virgülü şehir

içi ve şehirler arası sefer yapan ulaşım araçlarının yolcularını aldıkları veya indirdikleri üstü

açık veya kapalı yerlerdir. Burada önemli olan ulaşım aracının Varış veya kalkış önceden belli

olmasıdır. Örneğin şehirler arası bir otobüsün yol üzerinde kendisine el kaldıran bir yolcuyu

aldığı yer değiştirme hırsızlık bu nitelikte değildir.

Çünkü bu yer tahsis gereği veya kullanım alışkanlığı nedeniyle önceden araçların durduğu ve

yolcu aldıkları bir yer değildir. Kalkış ve varış yerinin önceden belli olması yeterli olup, bu

yerin ara durak mı, yoksa son durak mı olduğunun bir önemi yoktur.

***Hırsızlık suçunun, bir afet veya genel bir felaketi meydana getirebileceği zararları

önlemek veya hafifletmek maksadıyla eşya hakkında işlenmesi. (m.142/1-d)

Örneğin Kızılay’ın deposundan çadır çalınması halinde bu nitelikli hal uygulanacaktır.

Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için afet veya felaketin meydana gelmesi şart değildir.

Eşyanın bu nitelikteki olayların meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek

amacıyla hazırlanması yeterlidir. B u itibarla, eşyanın afet veya felaket bölgesine gittikten

sonra veya henüz afetten zarar görenlere dağıtılmadan önce çalınması halinde de bu ben hükmü

uygulanır. Örneğin gemilerdeki cankurtaran yeleklerinin, sel baskınlarının önlenmesi için

yapılmış duvar taşları, baraj kapaklarının, yangın söndürme cihazlarının bir gün afet veya

felaket bölgesine gönderilen çadır, battaniye, ilaç, yiyecek veya içeceklere çalınması halinde

bu nitelikli hal gerçekleşir.

***Hırsızlık suçunun, adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya

hakkında işlenmesi. (m.142/1-e)

Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için suçun konusunu oluşturan eşyanın açıkta bırakılmış

olması gerekir açıkta bırakılan eşyanın çalınmasında büyük kolaylık vardır. Herkesin

girebileceği, umuma açık bir yerde bırakılan ve korunması amacıyla herhangi bir tedbir

alınmadığı eşya açıkta bırakılmış eşyadır. Örneğin hasat zamanı tarlada bırakılan tarım aletleri,

harman yapıldıktan sonra tarlada bırakılan ürünler , tarlayı sürmek için kullanılan aletler Birgül

biçme makinesi, inşaat alanına bırakılan malzemeler, telefon ve elektrik direkleri rayları Birgül

trafik levhaları, su motoru gibi aletler bu nitelikte kabul edilmektedir.

ancak bu nitelikli halini uygulanabilmesi için eşyanın açıkta bırakılmış olması yeterli değildir.

Açıkta bırakmaya örf ve adetin veya eşyanın tahsis gayesinin ya da kullanım şeklinin sebebiyet

vermiş olması da gerekir.Bu üç nedenden birisine dayanmayan ve irade olarak açıkta bırakılan

eşyanın alınması Birgül bu ben kapsamına girmez. Yani geçici bir süreliğine denetimsiz

bırakılan eşyanın çalınması halinde, bu nitelikli hal uygulanmaz. Keza bu nitelikli hali, ancak

hizmet veya endüstride kullanılan araç ve gereçler hakkında uygulanabilir. İnsanlar tarafından

henüz işlenmemiş, doğada kendiliğinden yetişen şeylere, sıvı, gaz ve hayvanlar ve bunların

ürünlerinin bu nitelikli halin konusunda oluşturmayacak ları kabul edilmektedir. B u itibarla,

tarladaki ağaçların, ağaçlardaki meyvelerin bir korunmasındaki eşyaların, açıkta otlayan

hayvanların çalınması bu bent kapsamına girmez.

sokak, cadde veya yol üzerinde park etmiş otomobillerde yapılan hırsızlıklar da Yargıtay dörtlü

bir ayrım yapmaktadır.şayet hırsızlık bu yerlere bırakılan otomobillerin kendisi dışındaki,

örneğin dikiz aynası, plaka, lastik 1 jant veya dışarıdaki akü gibi eşyalar hakkında işlenirse fail

hakkında bu bent uygulanmaktadır. Açık yerde bırakılan ve fakat kapısı açık bırakılmış aracın

kendisi veya araç içindeki bir eşyanın çalınması halinde, faili hakkında hırsızlık suçunun temel

şeklinden ceza verilmektedir. Zira otomobil veya diğer araçların kapısı açık şekilde sokağa

bırakılmasının adet gereği olmadığı kabul edilmektedir. Bu ayrım lardan zira lastik gibi

otomobil parçaları otomobilden bağımsız bir irade ile açıkta bırakılmış eşyalar değildir. Bu

eşyalar otomobilin ayrılmaz parçası oldukları için ve zorunlu olarak otomobil ile birlikte

bırakılmaktadır. Kanaatimizce bu nedenle, bu eşyalarını alınması halinde bu ben hükmünün

uygulanmaması gerekir .

Yargıtay bisiklet gibi küçük taşıtların dışarıda bırakılmasının adet veya kullanım gereği açıkta

bırakılmış eşya sayılmayacaklarına karar vermekte ve bu bendi uygulanmamaktadır. Ancak

Yargıtay yakın tarihte vermiş olduğu bir kararında, daha önceki iç tatlarından dönerek virgüllü

sokak üzerinde sabit bir noktaya bağlı olmaksızın kilitsiz bırakılan motosikletlerin çalınmasını,

basit hırsızlık değil, bu bent kapsamında değerlendirilmiştir .Yargıtay’ın bu kararının yerinde

olduğunu ve bisikletler hakkında da uygulanması gerektiğini düşünüyoruz.

***TCK m.143’de Düzenlenen Ağırlatıcı Neden: Hırsızlık Suçunun Gece

Vakti İşlenmesi

TCK’nın 143’ünci maddesinde, “Hırsızlık suçunun, gece vakti işlenmesi halinde, verilecek

ceza üçte birine kadar artırılır” düzenlemesine yer verilmiştir. Madde metnine göre, hırsızlık

suçunun, gece vakti işlenmesi durumunda gündüz vakti işlenen hırsızlığa nazaran fail daha ağır

ceza ile cezalandırılacaktır. Suçun gece işlenmesinin sadece bir bina veya süknaya mahsus

yerlerde veya müştemilatında yapılan hırsızlık fiilleri bakımından nitelikli hal olarak kabul

edildiği ETCK’dan farklı olarak yeni düzenlemede bu durum müstakil bir nitelikli hal olarak

kabul edilmiş ve ayrı bir maddede düzenlenmesi tercih edilmiştir. Bu düzenleme sonucunda

hem suçun basit halinin hem de nitelikli hallerinden herhangi birinin gece vakti işlenmesi

durumunda faile verilecek cezanın üçte birine kadar artırılmasıgerekecektir. Diğer bir ifadeyle

TCK’da düzenlenen hırsızlık suçları açısından herhangi bir ayrım yapılmaksızın hırsızlık

suçunun gece vakti işlenmesi durumunda o suça verilecek ceza arttırılacaktır. Cezanın bu orana

kadar ne miktarda artırılacağına her somut olayda hâkim tarafından karar verilecektir. Hırsızlık

suçunun gece vakti işlenmesi, suçun işlenmesindeki kolaylık, failin kimliğinin tespitindeki

zorluk ve mağdurun malı üzerindeki gözetim ve denetim yükümlülüğünün zorluğu nedeniyle

5237 Sayılı TCK’da hırsızlık suçları bakımından genel bir nitelikli hal olarak kabul edilmiştir..

***Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Kapsamındaki Eşya Hakkında

Hırsızlık

Hırsızlık Suçunun konusu olan taşınır malın, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu

kapsamında bir mal olması durumunda, Kanun’un “Cezaların artırılması” başlığını taşıyan

75’inci maddesine göre ceza üçte birden az olmamak üzere iki katına kadar arttırılacaktır.

Düzenlemeye göre, “Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, onuncu babının 1’inci ve 2’nci

fasıllarında yazılı suçların konusu bu Kanunun kapsamına giren kültür varlıkları ise, muayyen

olan ceza üçte birinden az olmamak üzere, iki katına kadar artırılarak hükmolunur”. Cezaların

arttırılarak uygulanmasına yönelik bu hüküm, kültürel değerleri korumayı ve bu değerlere

yönelen hırsızlıkları caydırmayı amaçlamaktadır .

III. SUÇ VE CEZAYI HAFİFLETEN NEDENLER

A. TCK m.144’de Düzenlenen Hafifletici Nedenler

1. Suçun Paydaş veya Elbirliği ile Malik Olunan Mal Üzerinde İşlenmesi

TCK’nın 144’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendinde, “Hırsızlık suçunun, paydaş veya

elbirliği ile malik olunan mal üzerinde işlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki

aydan bir yıla kadar hapis veya adi para cezasına hükmolunur” düzenlemesine yer verilmiştir.

Madde metninde, failin paydaş veya elbirliği ile malik olduğu bir malı diğer paydaşların rızası

olmaksızın alması durumu ,takibi şikâyete bağlı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren bir

neden olarak düzenlenmiştir. Burada, Kanun koyucu, hâkime, paydaş veya elbirliği ile malik

olunan malın alınması durumunda, hapis yerine adli para cezası verme konusunda takdir yetkisi

tanımıştır. Paylı veya elbirliği ile mülkiyet durumunda mal hem bir malikin kendi malı hem de

diğer maliklerin malı olduğu için, söz konusu malı diğer hissedarların aleyhine çalan kişi

hissesi oranında kendisine ait olan eşyayı da almaktadır Bununla birlikte, paylı veya elbirliği

ile malik olunan mal üzerindeki pay oranının ve bu paya giren malın tür ve miktarının

belirlenmesi de oldukça zordur. Bu nedenle, paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal

üzerinde hırsızlık suçunun işlenmesi daha az cezayı gerektiren bir neden olarak kabul edilmiştir

.Her ne kadar bir malın hırsızlık suçuna konu olabilmesi için “başkasına ait olması”

gerekmekte ise de, paydaş veya elbirliği ile mülkiyete konu olan bir mal da ,fail bakımından

başkasına ait bir maldır Çünkü paydaş veya elbirliği ile mülkiyete konu olan mal, tek bir kişinin

malı olmayıp birden fazla kişinin malıdır. Böyle bir durumda ise, maliklerden herhangi biri bu

konuda açık bir anlaşma olmadan malın tamamı üzerinde tek başına tasarrufta bulunamayacağı

gibi, hiçbir ortak diğer malikin hissesi üzerinde de tek başına tasarruf yetkisine sahip değildir

.Dolayısıyla birden fazla kişinin paylı mülkiyetle 1veya elbirliği mülkiyetiyle 2

sahip olduğu

eşyayı hak sahiplerinden biri, diğer hak sahiplerinin rızası olmaksızın yararlanmak amacıyla

alırsa hırsızlık suçunun hafif hali oluşacaktır.

2. Suçun Hukuki Bir İlişkiye Dayanan Alacağı Tahsil Amacıyla İşlenmesi

TCK’nın 144’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde,“Hırsızlık suçunun, bir hukuki

lişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikâyet üzerine, fail hakkında iki

aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur” düzenlemesine yer verilmiştir.

Madde metninde, failin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla hırsızlık fiilini

işlemesi, takibi şikâyete bağlı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren bir neden olarak

düzenlenmiştir. Hırsızlık suçunun, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla

işlenmesi, 765 Sayılı TCK’da yer almayan yeni bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu

bendin, ETCK’nın 308’inci maddesinde yer alan750 ancak YTCK’da bağımsız bir suç olarak

yer verilmeyen “lhkak-ı hak” diğer bir ifadeyle “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bir

düzenleme olduğu kabul edilmektedir751. Her ne kadar iki madde arasında benzer

düzenlemeler olduğu söylenebilirse de, YTCK’da ETCK’ya nazaran farklılıklar oldukça

fazladır.Yeni düzenlemede, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacı, hırsızlık suçu ile

birlikte bazı suçlar (örneğin, yağma suçu açısından TCK’nın 150.maddesi, dolandırıcılık

suçunda TCK’nın 159. Maddesi ,sahtecilik suçunda TCK’nın 211.maddesi) açısından cezanın

indirilmesini gerektiren bir neden olarak kabul edilmiştir.

1 Sanığın müşterek mülkiyet halinde bulunan 1767 parsel numaralı tarladan ardıç ve meşe

ağaçlarını izinsiz kestiğinin kabul edilmesi karşısında; sanığın kesim için diğer hissedarlardan izin

alıp almadığı hususu araştırılmadan ve eyleminin TCK’nun 494/2.maddesindeki suçu oluşturup

oluşturmadığı tartışılmadan eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı

gerektirmiştir”. Yrg. 3. CD. 20.4.2005 Tarih, 2004/2279 E. ve 2005/3195 K.

2

“Sanığın iştirak halinde malik olduğu tarladan diğer paydaşların hisselerine tecavüz ederek toprak

alıp satması TCK’nun 494/2.maddesindeki suçu oluşturur”. Yrg. 11. CD. 27.9.2000 Tarih, 2000/3848

E. ve 2000/3888 K.

Failin alacağı olduğuna inandığı şey, gerçek veya tüzel kişinin zilyedliğinde veya

mülkiyetinde olan herhangi bir şey olabilir. Bununla birlikte Devlet de bu fiilin mağduru

olabilir753. Hafifletici nedenin uygulanabilmesi için, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan

eşyanın, “alacağın tahsili amacıyla” alınmış olması gerekmektedir. Eğer fail, alacağını tahsil

amacıyla hırsızlık suçunu işlememişse bu madde hükmü uygulanmayacaktır. Bununla birlikte,

hafifletici nedenin uygulanabilmesi için, failin, alacağını tahsil amacıyla hırsızlık fiilini işlemiş

olması tek başına yeterli olmayıp, ayrıca, söz konusu alacağın “bir hukuki ilişkiye” dayanması

da gerekmektedir. Dolayısıyla, ortada hukuki bir ilişkiye dayanan alacak yoksa ve fiil bu

alacağı tahsil amacıyla işlenmemişse bu maddenin uygulanması mümkün değildir. Örneğin,

eksik borç754 niteliğindeki alacakların tahsili amacıyla hırsızlık suçunun işlenmesi

durumunda, sözü edilen hafifletici neden uygulanamayacak.

Kanaatimizce ceza indirimi öngören 1-b bendinin uygulanabilmesi için, alacağın gerçekten

olup olmadığı hususu önem taşımamaktadır. Burada önemli olan failin iyi niyet kuralları

çerçevesinde hukuki ilişkiden kaynaklanan bir alacağının bulunduğuna inanmasıdır.

Dolayısıyla bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın bulunmaması ve failin bunu bilmesi

durumunda, hırsızlığın daha az cezayı gerektiren bu halinin oluşmayacağı kabul edilmelidir.

Bununla birlikte, somut olay bakımından failin lehine bir alacak bulunmamasına rağmen fail

alacağı olduğunu zannederek hırsızlık fiilini işlemişse, bu gibi durumlarda failin hatasının

esaslı olup olmadığına bakılarak değerlendirme yapılacaktır. Eğer, failin olduğunu zannettiği

alacak hukuken konu edilebilir bir alacak ise ve failin hatası TCK’nın 30’uncu maddesinin2’nci

fıkrasında belirtilen esaslı bir hata ise bu durumda hata irade lehine yorumlanır ve alacağın

tahsili amacıyla hırsızlık suçunun oluştuğu kabul edilir.

C. TCK m.145’de Düzenlenen Hafifletici Neden: Suçun Değeri Az Olan Mal Üzerinde

İşlenmesi

TCK’nın 145’inci maddesinde, “Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı

nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz

önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” düzenlemesi yer almaktadır . Madde

metninde, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle cezada

indirim yapılması veya “suçun işleniş şekli ve özellikleri” göz önüne alınarak ceza vermekten

sarfınazar edilmesi konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır. ETCK’nın 522’nci

maddesinde, suça konu olan malın değerinin suçun işlendiği zamanda hafif veya pek hafif

olması durumunda faile verilecek cezanın maddede belirtilen oranlarda azaltılması

öngörülmekteydi. YTCK’da, ETCK’da yer alan hafif ve pek hafif kriteri yerine malın değerinin

azlığı kriterini kabul etmiştir. Buna göre, artık yeni düzenlemede malın değeri hafif mi yoksa

pek hafif mi ayrımı yapılmayacak, malın “değeri az” ise hâkim cezayı indirecek, “suçun işleniş

şekli ve özellikleri” dikkate alındığında ise yerine göre ceza vermekten tamamı ile

vazgeçilebilecektir. Dolayısıyla, eski ve yeni düzenleme arasında, cezayı hafifleten bir sonuç

doğurması dışında bir benzerlik bulunmadığı söylenebilir. Yeni düzenleme, malın değerinin

azlığı konusunda maddede ve gerekçede açıklık bulunmaması ve değer azlığının neye göre

belirleneceğinin açıklanmaması gibi nedenlerle eleştirilmektedir. Madde hakkında verilen

kararlar incelendiğinde somut olaya göre failin daha fazlasını alma olanağı olmasına rağmen

sadece gereksinimi kadar ve değer olarak da az olan bir malı alması durumunda malın değerinin

az olması şartının gerçekleştiği ve 145’inci maddenin uygulanabileceği anlaşılmaktadır.

“Hakim, takdir hakkını kullanırken, ülkemizin ekonomik durumunu, paranın yıllara göre satın

alma değerini, orta gelirli insanların gelirini göz önünde tutmak ve değerinin hafif mi olduğunu

“objektif” bir şekilde belirleyerek yasanın kendine tanıdığı sınırlar içinde takdir ve adalete

uygun göreceği oranda cezayı eksiltmelidir”. YCGK, 8.2.2000 Tarih, 2000/8-7 E. ve 2000/11

K,

D. TCK m.146’da Düzenlenen Hafifletici Neden: Suçun Malın Geçici Bir

Süre Kullanılıp Zilyedine İade Edilmek Üzere İşlenmesi (Kullanma Hırsızlığı)

TCK’nın 146ncı maddesinde, “Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine

iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar

indirilir. Ancak, malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.”

düzenlemesine yer verilmiştir. Madde metninde, hırsızlık suçunun malın geçici bir süre

kullanılıp zilyedine iade edilmek amacıyla işlenmesi, takibi şikâyete bağlı ve cezada indirim

yapılmasını gerektiren bir neden olarak düzenlenmiştir. Bu tür olaylarda fail, mağdurun rızası

olmaksızın malı alırken bunu belli bir süre kullandıktan sonra iade etmek düşüncesiyle hareket

etmektedir3

. Kullanma, sözlük anlamı itibariyle, başkasına ait bir malı, bulunduğu yerden

almaksızın, hakkı olmadan kullanmak veya başkasına ait bir malı bulunduğu yerden alarak

hakkı olmadan kullanmaktır. Birinci halde, zilyedin rızası bulunmadığı halde, mal alınmadan

yararlanma söz konusu olduğu için, hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez; ancak,

yararlanmak maksadıyla yapılan hareketlerin ayrı bir suçu oluşturması mümkündür. Örneğin;

Bir eve gizlice girerek duvarda asılı bulunan tablonun fotoğrafını çekmek suretiyle aynı resmin

yapılarak çoğaltılması durumunda, fiil, konut dokunulmazlığını ihlâl suçunu oluşturduğu gibi

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bakımından da fiil suç teşkil etmektedir. Bir kimsenin fikir

ürününün alınması, şartları gerçekleştiğinde, 5.12.2006 tarih ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat

Eserleri Kanunu’nun 71. vb maddelerindeki suçlardan birini oluşturabilir.

İkinci halde ise, yararlanma, malın bulunduğu yerden alınması suretiyle gerçekleştirildiğinden

hırsızlık fiili oluşacaktır. Kullanma hırsızlığı ise, failin, başkasına ait taşınır bir malı sahibinin

rızası olmaksızın bulunduğu yerden alıp kullandıktan bir süre sonra malı iade etmesi

durumudur. Kullanmanın, hırsızlık sayılmasının gerekçesi doktrinde Dönmezer tarafından şu

şekilde açıklanmıştır: “Kullanmak maksadıyla da olsa bir şeyin alınması, gerçek zilyedinin o

şey üzerindeki tasarruf imkân ve egemenliğini kaldırır, hiç olmazsa tatil eder; artık gerçek

malik o anda, zilyetliğinin verdiği yetkiyi kullanamaz hale girmiş olur”. Yeni düzenleme

bakımından kullanılıp iade edilebilir nitelikte olan ve hırsızlığa konu olabilen her türlü taşınır

mal madde kapsamındadır. Bununla birlikte, kullanma hırsızlığına konu olan malın, geçici süre

kullanılıp iadeye uygun bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla, hırsızlık fiilinden sonra

tüketilmiş ya da ortadan kaldırılmış olan mal bakımından bu madde hükmünün uygulanması

mümkün değildir. Örneğin, gıda maddeleri, akaryakıt türleri, kozmetik ürünleri ve benzeri

mallar kullanma hırsızlığının konusunu oluşturan mal kapsamında değerlendirilemez.

Kullanma hırsızlığının oluşabilmesi için somut olay bakımından bazı şartların gerçekleşmiş

3

“Çaldığı otomobili iade etmesine engel neden olmadığı halde, üç gün süreyle kullanan, polis

ekiplerince takip edilmesi nedeniyle kaza yapması üzerine de aracı bırakıp kaçan sanığın eylemi,

aracın mülkiyetine yönelik olduğundan, kullanma kapsamında değerlendirilemez”. YCGK. 16.6.1998

Tarih, 6/153-223.

olması gerekir. Bu şartları şu şekilde sıralayabiliriz: a) Malın geçici bir süre kullanma kastıyla

alınması: b) Hırsızlık suçuna konu olan malın iade edilmek amacıyla alınmış olması: c)

Kullanılıp iade edilmek üzere alınan malın suç işlemek için alınmamış olması:

“Çaldığı otomobili iade etmesine engel neden olmadığı halde, üç gün süreyle kullanan, polis

ekiplerince takip edilmesi nedeniyle kaza yapması üzerine de aracı bırakıp kaçan sanığın

eylemi, aracın mülkiyetine yönelik olduğundan, kullanma kapsamında değerlendirilemez”.

YCGK. 16.6.1998 Tarih, 6/153-223.

E. TCK m.147’de Düzenlenen Hafifletici Neden: Suçun Ağır ve Acil Bir İhtiyacı

Karşılamak İçin İşlenmesi (Zorunluluk Hali)

TCK’nın 147’nci maddesinde, “Hırsızlık suçunun, ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için

işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza

vermekten de vazgeçilebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir817. Bu maddede hırsızlık

suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak amacıyla işlenmesi halinde özel bir zaruret

halinin varlığı kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile hâkime, olayın özelliğine göre verilecek

cezada indirim yapabilme ya da ceza vermekten vazgeçebilme konusunda takdir yetkisi

tanınmıştır. Bu nedenle, madde metninde, hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı

karşılamak amacıyla işlenmesi, hem bir hafifletici neden olarak ele alınmış, hem de hâkime

geniş takdir yetkisi veren bir cezasızlık hali olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesine

bakıldığında, hasta olan çocuk için ilaç çalınması, açlık nedeni ile gıda maddesi çalınması

gibi haller “ağır” ve “acil” bir ihtiyaç kapsamında kabul edilmiştir. Kanaatimizce, Kanun’da

ağır ve acil bir ihtiyacın başka suretle giderilip giderilemeyeceğine ilişkin bir koşul

öngörülmemiş olması nedeniyle, pek çok olayda bu maddenin uygulanması söz konusu

olacaktır. Dolayısıyla, kişinin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle subjektif bir

değerlendirmeyi gerektiren bu gibi durumlarda uygulamada ihtiyacın ağır ve acil olup

olmadığı konusunda sorunlar yaşanabilecektir. Yine, çalınan şeyin ağır ve acil bir ihtiyacı

doğrudan doğruya karşılaması şart olmayıp, dolaylı olarak karşılaması da suçun oluşması

açısından yeterlidir. Bu anlamda, fail, açlığını gidermek için ekmek çalabileceği gibi, ekmek

almak için de para çalabilir.

F. TCK m.167’de Düzenlenen Aile Bireyleri Arasında İşlenen Hırsızlık Suçu

1. Şahsi Cezasızlık Sebebi

TCK’nın 167’nci maddesinin 1’inci fıkrasında, “Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu

bölümde yer alan suçların; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy

veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya

evlâtlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,

Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.”

düzenlemesine yer verilmiştir838. Madde metninde, hırsızlık suçunun, aralarında belli

derecede akrabalık ilişkisi bulunan kişiler arasında işlenmesi durumunda, fail hakkında

cezaya hükmolunmayacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Aileye mensup bulunan kişilerin

sahip bulunduğu mallar üzerinde müştereken tasarruf etmesi ve ceza kovuşturması yoluyla

aile bütünlüğüne yönelik ortaya çıkabilecek rahatsızlıklara karşı aile içi barışı korumak gibi

nedenler şahsi cezasızlık sebebinin düzenlenmesinde etkili olmuştur. Nitekim, bu husus

madde gerekçesinde de,“ İzlenen suç politikası nedeniyle, aralarında belli akrabalık ilişkisi

bulunan kişilerin birbirlerinin malvarlığına karşı işlemiş bulundukları suçlardan dolayı

cezalandırılmamaları kabul edilmiştir….Şahsi cezasızlık sebebinin söz konusu olduğu

durumlarda, ilgili kişinin sadece cezai sorumluluğuna gidilemez. İşlenen fiil, suç oluşturma

özelliğini devam ettirmektedir” şeklinde belirtilmiştir. Şahsi cezasızlık sebebinin bulunması

durumunda CMK’ nın 223’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasının (b) bendi gereğince, mahkeme

tarafından “ceza verilmesine yer olmadığı” şeklinde karar verilecektir.

2. Cezada İndirim Yapılmasını Gerektiren Şahsi Sebepler

TCK’nın 167’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, “Bu suçların, haklarında ayrılık kararı

verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı

konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın

hısımlarının zararına olarak işlenmesi hâlinde; ilgili akraba hakkında şikâyet üzerine

verilecek ceza, yarısı oranında indirilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Aileye mensup

bulunan kişilerin sahip bulunduğu mallar üzerinde müştereken tasarruf etmesi ve ceza

kovuşturması yoluyla aile bütünlüğüne yönelik ortaya çıkabilecek rahatsızlıklara karşı aile içi

barışı korumak gibi nedenler TCK’nın 167’nci maddesinin 2’nci fıkrasının düzenlenmesinde

etkili olmuştur.

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

I. HIRSIZLIK SUÇUNA TEŞEBBÜS

A. Genel Olarak

İşlenen her suç, düşünme aşamasından başlayarak failin amacına ulaşmasına kadar çeşitli

aşamalardan geçmektedir. Buna suçun aşamaları, diğer bir ifadeyle suç yolu denilmektedir.

Kanun koyucu, suç politikası ilkeleri doğrultusunda, bu aşamaların söz konusu olduğu

olayların belirli bir bölümünü, ceza kanunlarının özel kısımlarında tamamlanmış suç tipi olarak

düzenlemektedir. İşte, suç tipinde belirtilen unsurların gerçekleşmesiyle suç tamamlanmış

olmaktadır. Suç tipinde belirtilen objektif unsurlardan herhangi birisi gerçekleşmemişse, suç

tamamlanmamış demektir. Yani neticenin, nedensellik bağının veya objektif isnadiyetin

gerçekleşmemesi durumunda suç tamamlanmamıştır. Suçun tamamlanması, icra hareketlerinin

yapılması, TCK’daki deyimiyle elverişli hareketlerin yapılması ve neticenin gerçekleşmesini

kapsamaktadır. Netice gerçekleşmemişse, suç da tamamlanmamıştır. Suçun

tamamlanamaması; failin iradesi dışındaki bir sebepten icra hareketlerinin bitirilememesi

olarak karşımıza çıkabileceği gibi, icra hareketleri bitmesine rağmen yine failin iradesi

dışındaki sebeplerden dolayı neticenin gerçekleşmemesi şeklinde de olabilir. Suçta ve cezada

kanunilik ilkesi gereğince kişi ancak suçun kanunda öngörülen unsurlarının bütünüyle

gerçekleşmesi durumunda cezalandırılabilir.Gerçekten suça teşebbüs hükümleri ancak

tamamlanmış suçun düzenlendiği norma bağlı olarak uygulanabilir bir nitelik gösterirler.

Teşebbüsün cezalandırılacağına dair kanunlarda açıklık bulunmamış olsaydı, teşebbüs

derecesinde kalan suçtan dolayı kimseyi cezalandırmak mümkün olmazdı.

Suça teşebbüs, TCK’nın 35’inci maddesinde düzenlenmiştir. 5237 Sayılı TCK’nın teşebbüs

ile ilgili 35’inci maddesinin 1’inci fıkrasına göre, “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli

hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz

ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.”. Söz konusu hüküm de dikkate alındığında, failin suç

yoluna girmiş ve icra hareketlerine başlamış olmasına rağmen elinde olmayan nedenlerle suç

tipinin objektif nitelikteki unsurlarını kısmen veya tamamen gerçekleştirememesi durumu

“teşebbüs” olarak adlandırılmaktadır . Teşebbüs durumunda fail, suçu tamamlamak isteğiyle

icraya başlamakta fakat elinde olmayan çeşitli nedenlerle bu amacına ulaşamamaktadır.

Kanun metninde de ifade edildiği üzere, suça teşebbüsün söz konusu olabilmesi için çeşitli

şartlar gereklidir. Bunlar; bir suçun işlenmesinin kastedilmesi, suçun işlenmesine elverişli

hareketlerle doğrudan doğruya başlanılması ve suçun failin elinde olmayan nedenlerle

tamamlanamamasıdır. Ancak, bunlardan önce gerçekleşmesi gereken bir ön şart vardır ki; o da

suç tipinin teşebbüse elverişli olmasıdır. Bu anlamda, teşebbüsün ayrı bir suç tipi olarak

düzenlendiği suçlara, ihmali suçlara ve taksirli suçlara teşebbüs mümkün değildir. Suçun

kasten işlenebilen bir suç olması, teşebbüsün önemli bir koşuludur.

B. Hırsızlığa Teşebbüsün Belirlenmesi

TCK’nın 35’inci maddesinin 1’inci fıkrası karşısında suçun teşebbüse elverişli olduğu alan,

icra hareketlerinin başlaması ile suçun tamamlandığı alandır. Suç tamamlandıysa artık teşebbüs

hükümlerinin uygulanması söz konusu değildir. Suçun tamamlanmış sayılması için mutlaka

neticenin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. O halde, suçun tamamlanması ile bitmesi farklı

kavramlardır. Suçun tamamlanması, suçun kanuni tanımındaki bütün unsurların

gerçekleştirilip neticenin meydana gelmesi anlamına gelir. Suçun bitmesi ise, suçun kanuni

tanımındaki bütün unsurların gerçekleştirilmesine rağmen neticenin devam etmesi anlamına

gelir. Örneğin, hürriyeti tahdit (özgürlüğü sınırlama) suçunda mağdurun özgürlüğü

sınırlandırıldığı zaman suç tamamlanmakta, mağdur kurtulduğunda ise suç bitmektedir. Failin

teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, suçun tamamlanması yetmekte, bitmesi

gerekmemektedir. O halde, hırsızlık suçuna teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi açısından

suçun ne zaman tamamlanmış sayılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır.

YTCK’nın teşebbüs ile ilgili hükmü dikkate alınacak olduğunda aşağıdaki unsurların birlikte

gerçekleşmesi durumunda fail hırsızlık suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılacaktır ;

• Öncelikle failin, hırsızlık suçunu işlemeye kesin olarak ve şarta bağlı olmayacak şekilde

karar vermiş olması gerekmektedir.

Diğer bir ifadeyle, failde hırsızlık suçunu işleme kastı bulunmalıdır. Bu anlamda, fail neticenin

gerçekleşmesini yani suçun tamamlanmasını istemiş olmalıdır. Failin, hırsızlık suçunu işlemek

konusunda bir teretdütü varsa ya da bunu bazı şartlara bağlamış ise bu gibi durumlarda hırsızlık

suçunu işlemek yönünde kararının olmadığı kabul edilecektir.

• Fail, suç işlemeye elverişli hareketlerle başlamış olmalıdır. Bu kapsamda, hırsızlık yapmak

amacıyla bir binaya girilmesi, bir aracın kapısının açılmaya çalışılması, malın bulunduğu

yerden alınması gibi durumlar buna örnek olarak gösterilebilir.

Failin, hırsızlık suçuna teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için gerçekleştirilen fiilin

neticeyi meydana getirmeye elverişli olması gerekmektedir. Elverişlilik, YTCK’da hareket

bakımından kabul edilmiştir. Bu anlamda, hareketin elverişli olması suçun konusunun

bulunması veya suçta kullanılan aracın neticeyi gerçekleştirme bakımından elverişli olması

şartlarına bağlıdır. Buna karşılık, hareketin elverişsiz olması durumunda “işlenemez suç” söz

konusu olacağından, fail cezalandırılamayacaktır. O halde, failin işlemek isteyip de

kullandığı araçların elverişsiz olması veya suçun maddi konusunun bulunmaması nedeniyle

işleyemediği suça “işlenemez suç” adı verilmektedir. Suçun maddi konusunun bulunmaması

veya suçta kullanılan aracın suçu gerçekleştirme bakımından elverişsiz olması durumları

YTCK’da suç olarak düzenlenmediğinden fail cezalandırılmayacaktır. Suçun maddi

konusunu oluşturan eşyanın yerinde bulunmaması veya suçun maddi konusunun olmadığı

hallerde suçun işlenemez suç olarak mı yoksa hırsızlık suçuna teşebbüs olarak mı

değerlendirileceği eylemden önceki duruma göre somut olayın özellikleri dikkate alınmak

suretiyle belirlenecektir. Dolayısıyla, hırsızlık suçunun maddi konusu taşınır bir mal

olduğundan, suçun işlendiği esnada malın varlığı veya yokluğu eylem öncesi bir

değerlendirmeyle, her olayın özelliklerine göre belirlenecektir. Bu değerlendirme neticesinde,

suçun maddi konusunun kesin olarak bulunmaması durumunda işlenemez suçun; nispi

yokluğunda ise teşebbüs aşamasında kalmış hırsızlık suçunun varlığından bahsedilecektir904.

Durumu örneklerle açıklamak gerekirse; failin para çalmak amacıyla girdiği bir konutta para

bulunmaması nedeniyle suçu işleyememesi ya da mağdurun üzerinden hırsızlık yapmayı

kastetmesine rağmen boş cebine elini uzatması gibi olaylarda hayatın olağan akışına göre

failin neticeye ulaşması büyük bir olasılıkla mümkündür. Ancak ,suçun konusu olan malın

orada bulunmaması nedeniyle suçu işlenememiştir. Budurumda işlenemez suçtan değil

hırsızlığa teşebbüsten söz etmek gerekecektir. Bunun tam tersi olursa, yani somut olaya göre

failin hareketinin neticesiz kalması büyük bir olasılık ise işlenemez suç söz konusu olacaktır.

Örneğin, tamamen boşaltılmış ve içinde bir mal bulunmayan bir binaya herhangi bir engeli

aşmaksızın hırsızlık yapmak amacıyla giren failin hareketinin neticesiz kalacağı büyük bir

olasılık olarak değerlendirildiğinden ortada işlenemez bir suç söz konusudur.

Yargıtay’ın ETCK döneminde, somut olayda çalınacak bir mal bulunamaması durumunda

suçun eksik teşebbüs aşamasında kaldığını kabul ettiği kararları bulunmaktadır. Yargıtay Ceza

Genel Kurulu 1984 tarihli bir kararında sanıkların girdikleri lokantada çalmak istedikleri para

çekmesinde para çıkmadığını görünce, başka bir şey çalmaya kalkışmayarak sadece karınlarını

doyurmaya karar vermeleri ve bu şekilde yakalanmaları olayının hırsızlığa eksik kalkışma

olduğunu kabul ederek sanıklar yararına ETCK’nın 522’nci maddesiyle indirim yapılması

gerektiğine karar vermiştir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2002 tarihli bir kararında ise sanığın

kapı kilidini kırarak girmiş olduğu evden çalınan herhangi bir eşya bulunmaması nedeniyle

suçun eksik teşebbüs aşamasında kaldığına karar verilmiştir.

• Fail, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya hırsızlık suçunu gerçekleştirmeye başlamış

olmalıdır.

Failde suç işlemek kastı olsa da davranışlar suçun icrai hareketlerine dönüşmemişse fiil

teşebbüs aşamasında kalmamıştır. Buna göre, suç tipinde öngörülmüş olan veya öngörülmüş

olmamakla birlikte suç tipinde öngörülen hareketle doğal ve zorunlu bir ilişki içinde bulunan

hareketler icra hareketleri sayılacaktır. Örneğin, bir kişi çalmaya karar verdiği otomobilin

etrafında dolaşmaya başlamış olsa dahi, elverişli hareketlerle ve doğrudan doğruya suçun

icrasına başlamadığı için, hırsızlığa teşebbüsten dolayı cezalandırılamayacaktır. Burada, icra

hareketleri, failin örneğin, otomobilin kapısını kurcalamaya başladığı anda başlamış olacaktır.

Dolayısıyla, failin tasarladığı hırsızlık fiilini gerçekleştirmek için bir takım hazırlık

hareketlerine başlaması suçun oluşması açısından yeterli değildir.

• Fail, hırsızlık suçunu elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış olmalıdır.

Fail engelin ortaya çıktığı anda icra hareketlerini bitirememiş ya da bitirse dahi suç

tamamlanmamış ve netice gerçekleşmemiş ise suç teşebbüs aşamasında kalmış olacaktır.

Örneğin; marketten çaldığı eşyalarla birlikte dışarı çıkmak isteyen failin, kapıda görevlilerce

yakalanması durumunda, elinde olmayan nedenlerden dolayı suç tamamlanmadığından fiil

teşebbüs aşamasında kalacaktır4

. Kanaatimizce bu olayda engel neden, failin mal üzerinde

4 Yargıtay bir kararında da, “sanıkların çaldıkları eşyaların parasını ödemeden kasiyerleri geçtikten

mağdurun zilyetliğine son vermesinden önce, dolayısıyla suçun tamamlanmadığı bir anda

ortaya çıkmıştır. Eğer fail suça konu mallarla beraber marketi terk edebilseydi suç da

tamamlanmış olacaktı.

II. SUÇLULARIN ÇOKLUĞU (İŞTİRAK)

A. Genel Olarak

Ceza Kanunları, genellikle bir suçun sadece tek bir kişi tarafından işlenebileceği

varsayımından hareketle suç tiplerini düzenlemektedirler. Oysa günlük yaşamda genellikle

suçlar birden fazla kişinin, suça farklı oranlarda katkıları neticesinde gerçekleştirilmektedir.

Böyle bir durumda ise, suça katılan kişilerin nasıl cezalandırılabileceği sorunu ortaya

çıkmaktadır.. Bu sorunun giderilmesi amacıyla TCK’da iştirak kurumuna yer verilmiştir. Bir

kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden fazla kişi tarafından önceden işbirliği yapmaları

sonucunda işlenmesi halinde, failler arasında iştirak’ın varlığından söz edilir ve bu suretle

işlenen suçlar “iştirak halinde işlenen suçlar” olarak nitelendirilir.

Hırsızlık suçu, bir kişi tarafından işlenebileceği göz önünde bulundurularak belirlenmiş olan

tek failli suçlardandır. Ancak, hırsızlık suçu da birden fazla kişi tarafından, beraber hareket

etmek suretiyle işlenebilir. Bu tür olaylarda ise TCK’nın 37. ve devamı maddeleri arasında

genel hükümler kısmında düzenlenmiş olan iştirak kurallarının uygulanması ile sonuca

ulaşılacaktır. Bununla birlikte, hırsızlık suçu bakımından iştirak konusunda herhangi bir özellik

bulunmamaktadır. Bu anlamda, hırsızlık suçuna, her türlü iştirak mümkündür.

Hırsızlık suçunun ikiden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hali, ETCK’da (m.491/son,

m.492/son ve m.493/son) faile daha ağır ceza verilmesine ya da cezanın yukarı haddinin

verilmesine neden olan bir nitelikli hal iken YTCK’da bu şekilde bir nitelikli hale yer

verilmemiştir. Dolayısıyla hırsızlık suçlarında fail sayısının suçun niteliği bakımından bir

önemi kalmamıştır. İştirak halinde işlenen hırsızlık suçlarında, TCK’nın bağlılık kuralını

düzenleyen 40’ıncı maddesi hükmü uygulama alanı bulacaktır. Bu hükme göre, “1) suça iştirak

için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden

her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın

kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.

(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine

iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.

(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına

varmış olması gerekir”.

İştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle, bir suçun işlenmiş olması gerekmektedir.

Bu anlamda, bir suçun olması için de, suçun icra hareketlerine başlanmış olması gerekmektedir.

Dolayısıyla, hazırlık hareketlerine iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.

Bununla birlikte, iştiraktan sorumlu tutulabilmek için suçun tamamlanmış veya teşebbüs

aşamasında kalmış olması önem arz etmemektedir. Suç tamamlanmış ise bütün şerikler suçun

tamamlanmasına göre sorumlu olurlar; suç teşebbüs aşamasında kalmış ise, yine bütün şerikler

sonra kapıdan çıktıkları sırada yakalanmaları olayında suçun tam teşebbüs aşamasında kaldığına

karar vermiştir. Bu olayda icra hareketlerinin bitirildiğine, ancak engel nedenden dolayı sonucu

alamadıklarına, bu nedenle de suçun tam teşebbüs aşamasında kaldığına karar verilmiştir”. Yrg. 11.

CD. 12.06.2002 Tarih, 2002/4981 E. ve 2002/5701 K.

suçun teşebbüs aşamasında kalmasına göre sorumlu olurlar. Madde metninde de ifade edildiği

üzere, iştirak hükümleri ancak kasten işlenebilen suçlarda uygulanabilir. Taksirli veya ihmali

suçlarda suça iştirakten söz etmek mümkün değildir. Hırsızlık suçu da TCK’da kasten

işlenebilen suçlar arasında düzenlendiğinden hırsızlık suçuna iştirak mümkündür. Bununla

birlikte, işlenen bir fiilde hukuka uygunluk sebebi var ise, bu sebebi şeriklerin bilmemesi

halinde dahi tüm şerikler sorumluluktan kurtulacaktır. Buna karşılık, suça iştirak edenlerden

birisi için var olan kişisel cezasızlık veya cezayı azaltıcı sebepler sadece o şerik açısından

uygulama alanı bulacaktır. Diğer şeriklerin bundan yararlanması mümkün değildir. Örneğin,

arkadaşıyla birlikte babasına ait yazlık eve giderek hırsızlık yapan fail TCK’nın167’nci

maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendi uyarınca şahsi cezasızlık nedeninden yararlanacak,

ancak suça iştirak eden diğer kişi bu cezasızlık nedeninden yararlanamayacaktır. TCK’nın

40’ıncı maddesine göre, her failin hırsızlığın işlenmesine katkısı diğerlerinden bağımsız olarak

kendi kusurlu davranışı çerçevesinde değerlendirilecektir. YTCK’nın iştirak ile ilgili hükmü

dikkate alınacak olduğunda aşağıdaki unsurların birlikte gerçekleşmesi durumunda fail suça

iştirak hükümlerinden dolayı cezalandırılacaktır.

• Birden fazla kişi (fail) tarafından yapılan ve aralarında nedensel bağlantı bulunan birden çok

hareketin varlığı (objektif koşul):

İştirakın söz konusu olabilmesi için tek bir faille işlenebilen bir suçun, birden fazla kişinin

katılımı ile işlenmesi gerekmektedir. Yine, iştirakın söz konusu olabilmesi için, birden çok

failin birden çok hareket yapması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, suça iştirak da hareketin

ve faillerin birden fazla olması ön şartı oluşturmaktadır. Şeriklerin yaptığı hareketlerin önem

derecesi iştirak’ın varlığını etkilemez. Şeriklerin her birinin hareketi bir diğerinin hareketi ile

eşit önemde olabileceği gibi birbirinden az veya çok önemli de olabilir. Şeriklerin

hareketlerinin bazıları suç tipine uygun hareketler olabileceği gibi, tek başına suç tipine uygun

olmayan bir hareket de olabilir. Örneğin, hırsızlık suçunda gözcülük yapan kişi, hırsızlık

suçunun maddi unsurlarından hiç birini yerine getirmemektedir. Ancak, suça gözcülük yapmak

suretiyle fiilin işlenmesine iştirak etmektedir. Suça iştirak bakımından hareket, netice açısından

nedensel bir değer taşımalıdır. Suça katılanın katkısı olmadan netice meydana gelemeyecek ya

da gerçekleşen şekilde meydana gelmeyecek ise hareket suç tipi bakımından nedenseldir.

Dolayısıyla, suçun işlenmesine etkili olmayan bir hareketi yapan kişi suça iştirak etmiş

sayılamayacaktır.

Suça katılma kastı (İştirak iradesi – Subjektif koşul):

Birden çok failin, birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün içinde birleştiren, birbirine bağlayan

unsur, iştirak iradesidir. İştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için, şerikin suça iştirak ettiğini,

diğer fail veya faillerle işbirliği içinde bulunduğunu bilmesi ve istemesi gereklidir. Şerikler

arasında birlikte suç işleme kararı var olmalıdır. Bu karar, belli bir hareketin icrasına ve

neticenin meydana gelmesine ilişkin olmalıdır. Örneğin, evde bulunan altınları almak amacıyla

evin kapı anahtarını diğer suç ortağına veren hizmetçi, ev sahibinin direnmesi neticesinde

altınları almak amacıyla ev sahibini öldüren suç ortağının fiiline katılmış sayılmayacaktır. Bu

örnekte, hizmetçi sadece hırsızlık fiiline iştirakten dolayı sorumlu olacak, ancak kasten adam

öldürme suçundan dolayı cezai bir sorumluluğa sahip olmayacaktır. İştirak iradesi bulunması

şartıyla, şeriklerin birbirini tanıması ve suçun tüm ayrıntılarına bilerek suça katılması da

gerekmez. Suça taksirli katılma mümkün değildir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, iştirak’ın

olabilmesi için failin suça katılma kararı olması gerekmektedir. Bu anlamda, örneğin,

hizmetçinin balkon kapısına ait anahtarı kapının üzerinde bırakmasından yararlanarak evde

bulunan değerli eşyaların fail tarafından alınması durumunda, hizmetçi hırsızlık suçuna

katılmış sayılamayacağından iştirak hükümleri uygulanamayacaktır.

• Karar verilen suçun işlenmesi ve bunun bütün şerikler için aynı olması (Bağlılık kuralı):

Hırsızlık suçuna iştirak’ın varlığı için icra hareketlerine başlanan suçun tüm şerikler için aynı

olması gerekir. Buna “iştirakda bağlılık kuralı” denir. Bu husus, TCK’nın 40’ıncı maddesinin

1’inci fıkrasında “bağlılık kuralı” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu hükme göre, “Suça iştirak

için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir”. Maddedeki hükmün, suçun

işlenmesine tüm katılanlar bakımından aynı olan suçun işlenmiş olması şeklinde yorumlanması

gerekmektedir. Buna karşılık, suç işlemeye karar veren şeriklerin belirli bir suçun işlenmesi

konusunda vardıkları anlaşma çerçevesinde, faillerden bir veya bir kaçının diğer bazı şeriklerin

bilgisi ve iradesi dışında bir başka suç işlemeleri durumunda artık iştirak hükümleri

uygulanmaz ve her fail kendi hareketinden sorumlu olur. Örneğin, hırsızlık yapmak amacıyla

anlaşan iki kişiden birisi eve girse ve diğer suç ortağı da gözcülük yapmak amacıyla onu

dışarıda beklese, eve giren suç ortağı ev sahibi ile karşılaşıp ona cebir-şiddet kullanarak ev

sahibini yaralasa, bu durumda gözcülük yapan suç ortağı bakımından eylem hırsızlık suçuna

iştirak iken, eve giren sanık için hırsızlık suçunun yanı sıra kasten yaralama fiilidir. Bunun

yanında, failin işlediği suçun nitelik olarak aynı kalmakla birlikte netice bakımından daha ağır

olması durumunda, TCK ağır neticeyi nedensellik bağının varlığı halinde cezalandırdığından,

diğer şeriklerin meydana gelen ağır neticeden dolayı sorumlu oldukları kabul edilecektir.

Ancak, böyle bir durumda, ağır netice bakımından suça iştirak eden kişilerin en azından taksir

derecesinde kusurunun varlığı aranmalıdır. Yine, failin işlediği suçun iştirak iradesindeki

suçtan daha hafif olması durumunda, işlenen suçun niteliğine bakmak suretiyle değerlendirme

yapılacaktır. İşlenen suç nitelik bakımından aynı ise, katılan meydana gelen neticeden sorumlu

olacak; farklı ise suça iştirak eden kişi sorumlu olmayacaktır.

B. Müşterek Faillik

Hırsızlık suçunun birden fazla suç ortağı tarafından işlenmesi durumu, müşterek faillik

olarak nitelendirilmektedir Müşterek faillik halinde, birlikte suç işleme kararına bağlı olarak,

suçun işlendiği esnada müşterek hâkimiyet kurulmaktadır5

. Müşterek faillikte, iştirak

kurallarının uygulanabilmesi için, suça katılanın, bu suça katılma iradesi ile hareket etmiş

olması gerekmektedir. Birden fazla kişi tarafından yapılan hareketin aynı zamanda olması ve

yapılan yardımın önemi müşterek faillik kurumu açısından oldukça önem arz etmektedir.

Örneğin, kuyumcu dükkânından hırsızlık yapmaya karar vererek birlikte hareket eden üç

5

“Hırsızlık suçunu işlemeye önceden karar vererek eyleme gözcülük

yapmak suretiyle doğrudan katılan ve çaldıkları eşyayı olay yerine geldikleri otomobile yükleyerek

birlikte kaçtıktan sonra diğer sanıklarla birlikte paylaşan sanık O.S. hakkında, 765 Sayılı TCK’nun

64/1 maddesi yerine 65/3. maddesi ile uygulama yapılması bozmayı gerektirmiştir”. Yrg. 6. CD.

13.2.2006 Tarih, 2003/20919 E. ve 2006/1005 K, (Noyan, s.77); “Sanığın, yakınanın otobüsten

ineceği sırada kapıda bir süre bekleyerek sıkışık oturup, diğer sanığın eylemini gerçekleştirmesini

sağlamak suretiyle suça doğrudan katıldığı, yakınanın 22.6.2002 günlü kolluktaki anlatımından

açıkça anlaşılması karşısında, eyleminin sübut bulduğu gözetilmeden, yeterli olmayan gerekçeyle

beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir”. Yrg. 6. CD. 15.2.2005 Tarih, 2003/12468 E. ve

2005/1382 K,

kişiden birisinin kapıda bekleyerek gözcülük yapması, içeriye giren iki kişiden birisinin

kuyumcuyu lafa tutarken diğerinin de bilezikleri alması durumunda, müşterek faillik

hükümleri uygulama alanı bulacaktır . Suç ortakları suçun kanuni tanımında yer alan fiili

yapmamış olmakla birlikte, hırsızlık suçunu birlikte işlemiş olup, her ikisinin de eylemi

hırsızlık suçunun gerçekleşmesi açısından icra eylemi kadar önemli ve etkilidir.

C. Azmettirme

Azmettirme, TCK’nın 38’inci maddesinin 1’inci fıkrasında, “Başkasını suç işlemeye

azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Madde

metnine göre, faili, hırsızlık suçuna azmettiren kişi işlenen suçun cezası ile cezalandırılacaktır6

.

Belli bir suçu işlemek konusunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç

işleme kararının oluşmasının sağlanması “azmettirme” olarak tanımlanmaktadır . Fiilin

arkasındaki bu kişi, icra hareketlerini yapanın ve icra hareketlerinin üzerinde hâkimiyet

kurduğundan fail gibi sorumlu tutulmaktadır. Ancak, azmettirilenin cezalandırılabilmesi için,

azmettirdiği kişinin hırsızlık fiilinin icra hareketlerine başlamış olması gerekmektedir. O halde,

tek başına suç işleme kararının aldırılmış olması yetmediği gibi mevcut suç işleme kararını da

pekiştirmek azmettiren sayılmak için yeterli değildir.

D. Yardım Etme

Suça yardım etmekle ilgili hükümler, TCK’nın 39’uncu maddesinde düzenlenmiştir.

TCK’nın yardım etme başlığı altında 39’uncu maddesinin 1’inci fıkrasında suça yardım

edenin sorumluluğu şu şekilde düzenlenmiştir: “Suçun işlenmesine yardım eden kişiye,

işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi

yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı

geçemez”. Yardım eden, işlenen suç için öngörülen cezanın maddedeki düzenlemeye uygun

olarak indirilmesi sonucu belirlenen ceza ile cezalandırılacaktır. Yardım edenin

cezalandırılabilmesi için, yardımda bulunulan suçun tamamlanması veya en azından teşebbüs

aşamasında kalması gerekir. Yardım etme, bir başkasının kasten işlemekte olduğu bir suçun

icrasının kasten desteklenmesini ifade etmektedir. Failin suç teşkil eden fiili işlerken bir

başkası tarafından desteklendiğinin, kendisine suçu işleme hususunda yardım edildiğinin

farkında olmasına gerek yoktur. Nitekim madde gerekçesinde de bu husus, “Bir suçun failine

onun haberi olmaksızın, tek taraflı iradeyle, suçun işlenmesine başlamadan önce veya suçun

icrası sırasında yardım edilmesi halinde, müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak

sorumlu tutulmak gerekir” şeklinde belirtilmiştir. Yardım etme, suçun işlenmesinden önce

veya en geç suçun icrası sırasında yapılmalıdır. Suçun işlenmesinden sonra yapılan

yardımlar, artık suça iştirak kapsamında değerlendirilemez. Yardım etme, maddi veya manevi

nitelikte olabilir. Maddi yardım, suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek olarak

6 “Sanık Cemil’in temyizi olmayan sanık Abdülkadir’e suça konu otoyu gösterip, kilitli kapısını

açmak için maymuncuk vermesi ve bu suretle otoyu çalmaya azmettirdiğinin anlaşılması karşısında,

hakkında TCK’nun 65/son maddesi uyarınca cezasından indirim yapılamayacağının gözetilmemesi

karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır”. Yrg. 6. CD. 7.3.2005 Tarih, 2003/15378 E.

ve 2005/2175 K. (Noyan, s.81); Sanığın eyleminin diğer sanığı suça azmettirmek şeklinde

oluştuğunun karar yerinde gösterilmemesi yasaya aykırıdır”. Yrg. 11. CD. 31.5.2004 Tarih,

2003/1933 E. ve 2004/4687 K.

nitelendirilebilir. Burada, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda

bulunarak suçun icrasının kolaylaştırılması söz konusudur. Örneğin, hırsızlık suçunda

kullanılmak üzere hazırlanmış kasa açma aletlerinin, merdivenin, el fenerinin sağlanması

maddi yardım kapsamındadır. Manevi yardım ise, suç işlemeye teşvik etmek, suç işleme

kararını kuvvetlendirmek, suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, suçun

nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde olabilir. Faillik ile yardım eden sıfatının

aynı kişide toplanmış olması durumunda faile iştirakın en ağır şekline göre ceza verilecektir.

İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Gönüllü Vazgeçme

5237 Sayılı TCK’nın 41’inci maddesinde iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme

düzenlenmiştir. Bu maddenin 1’inci fıkrasında “İştirak hâlinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü

vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.” düzenlemesine yer

verilmiştir. Bu düzenlemeye göre, birden fazla kişinin hırsızlık suçunu iştirak kapsamında

birlikte işlemeye başlamaları halinde, içlerinden birisi gönüllü olarak vazgeçerse, sadece

gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır. Böyle bir durumda,

TCK’nın 36’ncı maddesi uygulanacağından gönüllü vazgeçen suç ortağı hırsızlık suçuna

teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak gönüllü vazgeçenin vazgeçme anına kadar ki fiilleri

bağımsız bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan dolayı sorumlu olacaktır. İştirak halinde işlenen

suçlar bakımından gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanmasındaki temel etken,

vazgeçmenin şahsi bir cezasızlık nedeni olarak sadece kendisinde bu neden bulunan suç ortağı

bakımından cezasızlık sonucuna yol açmasıdır . Bu nedenle, iştirak halinde işlenen suçlarda

vazgeçmenin, her bir suç ortağı bakımından ayrı ayrı değerlendirilmek suretiyle şeriklerin cezai

sorumluluklarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, iştirak halinde işlenen suçlarda

failin gönüllü vazgeçmesi durumunda, icra hareketlerine başlandığından diğer şeriklerin

sorumluluğu devam etmektedir. Yardım edenin gönüllü vazgeçme hükümlerinden

yararlanabilmesi için, suçun işlenmesine yardım eden şeriğin, icra hareketlerine başlanan fiilin

etkilerini ortadan kaldırması gerekmektedir. Bu durumda, yardım edenin tek başına

vazgeçmesi gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanmasına yol açmayacaktır. Örneğin,

hırsızlık suçunu işlemek amacıyla ortak bir plan kuran üç arkadaşın suçun işlenmesine

merdiven getirmek suretiyle fiilin işlenmesini kolaylaştıran kişinin vazgeçip olay yerini terk

etmesi durumunda gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanmayacaktır. Böyle bir durumda,

maddenin uygulanabilmesi için suçun işlenmesine yardım eden kişinin hareketinin etkilerini

ortadan kaldırması veya en azından diğer şeriklerin icra hareketini tamamlamalarına engel

olması gerekmektedir. Örneğimiz açısından konuyu değerlendirecek olursak, hırsızlık suçunun

işlenmesine merdiven getirmek suretiyle yardım eden kişinin merdiveni geri götürmesi veya

bunun mümkün olmaması durumunda ise polise haber vermek suretiyle diğer şeriklerin icra

hareketini tamamlamalarına engel olması gerekmektedir. Azmettirenin gönüllü vazgeçmesi

sorumluluğun ortadan kaldırılması sonucunu doğurmaz. Azmettirenin gönüllü vazgeçme

hükümlerinden yararlanabilmesi için, suç işlemeye azmettirdiği kişiyi suçun icra hareketlerinin

devamından vazgeçirmesi ve azmettirilen de oluşan suç işleme kararını kaldırması

gerekmektedir. Bunun sağlanamaması durumunda maddenin uygulanabilmesi için, yetkili

mercilere haber vermeli ve azmettirdiği kişinin icra hareketlerini tamamlamasına engel

olmalıdır . TCK’nın 41’inci maddesinin 2’nci fıkrası gereğince, suçun, gönüllü vazgeçenin

gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması veya gönüllü vazgeçenin

gösterdiği bütün gayretine rağmen işlenmiş olması hallerinde gönüllü vazgeçme hükümlerinin

uygulanacağı kabul edilmiştir. O halde, suçun işlenmesine yardım eden kişinin hareketinin

etkilerini ortadan kaldıramaması ve fakat suçun bir başka sebepten dolayı işlenememesi

durumunda gönüllü vazgeçen suç ortağı cezalandırılmayacaktır. Bu kapsamda, bir eve hırsızlık

yapmak amacıyla giren üç kişiden suçun işlenmesine yardım etmek suretiyle katılan şeriğin,

hareketinin etkilerini ortadan kaldıramamış olmasına rağmen, suçun işlendiği sırada

elektriklerin kesilmesi nedeniyle şeriklerin malı bulunduğu yerden çıkaramaması ve hırsızlık

fiilinin işlenememesi durumunda yardım eden kişi açısından hüküm uygulanacağından şerik

cezalandırılamayacaktır. Yine, gönüllü vazgeçenin tüm çabasına rağmen fiil işlenmiş ise de

gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanacaktır. Örneğin, hırsızlık yapmak amacıyla bir

apartman dairesine giren suç ortaklarından biri gönüllü vazgeçerse ve diğer suç ortağının

hırsızlık fiilini işlemesine engel olacak gerekli tedbirleri almasına rağmen fiil işlenirse, hüküm

uygulama alanı bulacaktır. Ancak, gönüllü vazgeçen suç ortağı hırsızlık suçuna teşebbüsten

dolayı cezalandırılmaz ise de başkasının konutuna izinsiz girdiğinden “konut dokunulmazlığını

ihlâl” suçundan dolayı cezalandırılacaktır.

III. SUÇLARIN ÇOKLUĞU (İÇTİMA)

A. Genel Olarak

Kanun koyucunun, bir fiili suç haline getirmesindeki temel amaç, toplumu oluşturan bireylerin

hak ve menfaatlerinin hukukun güvencesi altına alınması ve böylelikle bireylerin huzur

içerisinde yaşamlarını sürdürmelerinin sağlanmasıdır. Kural olarak, dış dünyada meydana

gelen, suç tipinde yer alan ve failin hareketi ile nedensellik ilişkisi içinde bulunan her netice

bağımsız bir suç oluşturur. Böyle bir durumda, failin hareketi ile dış dünyada değişiklik

meydana gelen netice arasında nedensellik bağlantısı bulunması şartıyla, fail oluşan her bir

suçtan dolayı ayrı ayrı sorumlu olacaktır. Ancak, bazı durumlarda, oluşan her bir suç açısından

failin ayrı ayrı sorumluluğu yoluna gidilemeyecektir. Kanunun birden fazla neticeyi tek suç

saydığı haller, TCK’da “suçların içtimaı” olarak ifade edilmektedir. O halde, işlenen suçta tek

bir eylemle birden fazla hukuki yararın ya da farklı eylemlerle aynı hukuki yararın ihlâl edilmiş

olması TCK’da “suçların içtimaı” olarak tanımlanır. Bununla birlikte, birden fazla eylemle

birden fazla hukuki yararın ihlal edilmesi durumunda ise artık suçların içtimaından değil,

ortada birden fazla suç bulunduğundan “gerçek içtima” kuralları uygulanacaktır.

Suçların içtimaı, TCK’nın 42., 43. ve 44’üncü maddelerinde düzenlenmiştir. Bu başlık altında

bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtima ile ilgili hükümler yer almaktadır. TCK’nın suçların

içtımaı başlığı altında düzenlenen hükümleri hırsızlık suçu açısından da uygulanabilecektir.

Hırsızlık suçu içtima açısından da bir özellik Göstermemektedir.

B. Bileşik Suç ve Hırsızlık Bileşik suçla ilgili hükümler

TCK’nın 42’nci maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre, “Biri diğerinin unsurunu

veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu

tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz”. Madde metninde de ifade edildiği üzere, bir

suçun diğer bir suçun unsuru ya da ağırlatıcı sebebi sayılması durumu bileşik suç olarak ifade

edilmektedir. O halde, bileşik suç (mürekkep suç) iki ayrı suçun birleşmesinden meydana

gelmektedir. Ancak, suçlardan biri diğerinin unsurunu ya da ağırlatıcı nedenini

oluşturmaktadır. Örneğin, TCK’nın 148’inci maddesinde düzenlenen yağma suçu bileşik bir

suçtur. Yağma suçu, cebir-tehdit suçu ile hırsızlık suçunun birleşmesinden meydana

gelmiştir. Bu durumda, o suça, bağımsız olarak düzenleyen hükümde yer alan ceza

uygulanacaktır. Bununla birlikte, Kanun metninde, bileşik suç sayılan durumlarda içtıma

hükümlerinin uygulanmayacağından bahsettiği için, faile tek bir ceza verilecektir. Nitekim

madde gerekçesinde de bu husus, “…bu tür suçlarda, suçu oluşturan araç suçtan dolayı ayrıca

ceza verilmeyeceği, dolayısıyla cezaların içtımaı hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça

belirtilerek bu konuda meydana gelen bir kısım yanlış uygulamaların bundan böyle

giderilmesi amacı güdülmektedir.” şeklinde belirtilmiştir.

Bileşik suç bakımından, TCK’nın 142’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde hırsızlık

suçunun “bina veya eklentisi içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında işlenmesi” nitelikli

hali değerlendirilebilir. Bu tür olaylarda binanın konut olması durumunda bileşik suç kuralları

gereğince faile ayrıca konut dokunulmazlığını ihlâl suçundan dolayı ceza verilmeyeceği kabul

edilmekteydi. Kanundaki bu düzenlemeye rağmen Yargıtay’ın konuya ilişkin kararlarında

farklı görüş benimsediği ve bu tür olaylarda eylemin hırsızlığın yanı sıra konut

dokunulmazlığını ihlâl suçunu da oluşturduğunu, faile bu suçtan dolayı da ceza verileceğini

kabul ettiği görülmektedir. Bu uygulamaya paralel olarak 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren

5560 sayılı yasa ile 142’nci maddeye bir fıkra eklenmiş ve buradaki düzenleme ile hırsızlık

suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun

işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı şikâyet aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma

yapılabilmesi kabul edilmiştir (TCK. M.142/4). Bu düzenleme sonucunda YTCK’da, 142’nci

maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde kabul edilen nitelikli hırsızlık haline rağmen, bina

içinde işlenen hırsızlık fiilerinde fail nitelikli hırsızlık suçunun yanı sıra konut

dokunulmazlığını ihlâl suçundan dolayı da cezalandırılacaktır. Dolayısıyla hırsızlık suçu ile

konut dokunulmazlığını ihlâl suçu açısından suçları içtımaı uygulanamayacaktır.Somut olayda

failin hırsızlık suçunu işlemek için gerçekleştirdiği eylemlerinmala zarar verme suçunu

oluşturması da mümkündür. Bu durum, 765 Sayılı TCK’nın 493’üncü maddesinin 1’inci

fıkrasının 1’inci bendinde daha ağır cezayı gerektiren bir hal olarak düzenlenmişti. . YTCK’da

ise, bu şekilde bir nitelikli halin varlığı kabul edilmemiştir. Dolayısıyla bu tür hırsızlık

fiillerinde fail aynı zamanda mala zarar verme suçundan da sorumlu olacaktır7

. Aynı şekilde,

TCK’nın 492’nci maddesinin 1’inci fıkrasının 2’nci bendinde düzenlenen “Kanunen veya

hükümetin emri ile resmen mühür altına alınmış şeyler hakkında işlenen” hırsızlık fiili

YTCK’da nitelikli hal olarak kabul edilmemiştir975. Bu tür olaylarda da failin ayrıca 203’üncü

maddede düzenlenmiş olan mühür bozma suçundan cezalandırılması söz konusu olacaktır .

Örneklerde görüldüğü gibi, uygulamada bu durumlarda bileşik suç veya fikri içtima hükümleri

uygulanmamaktadır. Kanaatimizce birinin işlenmesi için diğerini işlemek zorunda kalınan bu

suçlarda, fikri içtima hükümlerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme yapmak amaca uygun

olacaktır. C. Zincirleme Suç ve Hırsızlık Zincirleme suç ile ilgili hükümler, TCK’nın 43’üncü

maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında,

değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya

hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli

ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli

bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı

tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kasten öldürme,

kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz”. Madde

metninde de ifade edildiği üzere, zincirleme suç, aynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda

bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesidir. Zincirleme suç halinde, ortada bir suç

değil, birden fazla suç mevcuttur. Ancak, zincirleme suçun varlığı halinde, fail, tek bir suçtan

7

“3- 5237 sayılı TCY’nın 141 ve 142. Maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCY’nın

493/1. Maddesinde yer alan suçun öğelerinin farklı olduğu, araç camı kırılması suretiyle

gerçekleştirilen eylemlerde hırsızlığın yanı sıra 5237 sayılı yasanın 151/1. Maddesine uyan mala

zarar verme suçunu da oluşturduğu …” Yrg. 6.CD. 01.12.2005 Tarih, 2005/13583 E. ve 2005/11197 K.

dolayı sorumlu olacak, ancak cezası kanunda öngörülen oranlarda arttırılacaktır. Zincirleme

suçun oluşabilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu şartları şu şekilde

sıralayabiliriz : • Aynı suç tipinin birden fazla işlenmesi: Maddede de belirtildiği gibi bir suçun

temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılmaktadır.

• Aynı suçun değişik zamanlarda işlenmesi • Aynı suç işleme kararı • Mağdurun aynı kişi

olması Hırsızlık suçunun, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir

kişiye karşı birden fazla işlenmesi durumunda ortada tek bir hırsızlık suçu vardır ve faile tek

bir ceza verilir, ancak bu ceza TCK’nın 43’üncü maddesindeki düzenleme uyarınca dörtte

birinden dörtte üçüne kadar artırılarak uygulanır . ETCK’da suçun ancak aynı kişiye karşı

işlenmesi durumunda zincirleme suçtan söz edilebileceği şeklinde açık bir düzenleme yer

almamaktaydı. Buna dayanılarak değişik kişilere ait malların değişik zamanlarda alınmasının

aynı suç işleme kararına bağlanabildiği olaylarda zincirleme suçun oluşacağını savunan

görüşler de bulunmaktaydı . Yargıtay ise bu olaylarda zincirleme suçun söz konusu

olamayacağını kabul etmekteydi. Dolayısıyla, Yargıtay’ın görüşüne göre farklı kişilere ait

malların alınması şeklinde gerçekleşen hırsızlık eylemlerinde mağdur sayısı kadar suç oluşmuş

olacak ve zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır . Örneğin, bir okulda öğretmenler

odasına giren bir kişinin, birden fazla öğretmenin çantasındaki para ve sair kıymetli eşyayı

çalması halinde, mağdur sayısınca hırsızlık suçu oluşacaktır ve zincirleme suç hükümleri

uygulanmayacaktır. Bu düzenleme sonucunda ise ETCK dönemindeki tartışmalara son

verilmiştir. Madde gerekçesinde de “bir otoparkta bulunan otomobillerin camları kırılarak

radyo teyplerin çalınması” olayı örnek gösterilerek her bir kişiye ait otomobile ilişkin

hırsızlığın bağımsız bir suç olduğu ve olayda cezaların içtimaı hükümlerinin uygulanacağı

belirtilmiştir. Aynı kişiye ait değişik malların aynı anda alınması halinde, tek hırsızlık suçu söz

konusu olur. Bu halde, hukuki anlamda fiil ve netice tektir983. TCK’nın 43’üncü maddesinin

2’nci fıkrasındaki düzenleme nedeniyle, hırsızlık suçunun birden fazla kişiye karşı ancak tek

bir fiille işlenmesi durumunda da zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür.

Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için failin fiilin birden fazla kişiye karşı işlendiğini biliyor

olması gerekmektedir. Aksi halde, failin bu hususu bilmemesi durumunda tek bir hırsızlık

suçunun olduğu kabul edilmelidir. Failin bir eve hırsızlık yapmak amacıyla girerek farklı

kişilere ait malları tek bir fiille alması olayı bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu olayda

da birden fazla mağdur vardır. Eğer, failin fiili tek suç işleme kararına bağlanabiliyorsa

zincirleme suç mevcut olacaktır. Dolayısıyla, bu tür olaylarda da faile, dörtte birinden dörtte

üçüne kadar artırılmış, tek bir ceza verilecektir. Hırsızlık suçunun biri tamamlanmış, diğeri

teşebbüs aşamasında kalmış ise fail tamamlanmış suçun cezası ile cezalandırılır, ancak ceza

zincirleme suç nedeniyle arttırılarak uygulanır .

C. Zincirleme Suç ve Hırsızlık

Zincirleme suç ile ilgili hükümler, TCK’nın 43’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye

göre, “(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı

suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden

dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren

nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü

uygulanır.

(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra

hükmü uygulanır.

(3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri

uygulanmaz”. Madde metninde de ifade edildiği üzere, zincirleme suç, aynı suç işleme

kararıyla değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesidir. Zincirleme

suç halinde, ortada bir suç değil, birden fazla suç mevcuttur. Ancak, zincirleme suçun varlığı

halinde, fail, tek bir suçtan dolayı sorumlu olacak, ancak cezası kanunda öngörülen oranlarda

arttırılacaktır.

Zincirleme suçun oluşabilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu şartları şu

şekilde sıralayabiliriz:

• Aynı suç tipinin birden fazla işlenmesi:

Maddede de belirtildiği gibi bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren

nitelikli şekilleri aynı suç sayılmaktadır.

• Aynı suçun değişik zamanlarda işlenmesi

• Aynı suç işleme kararı

• Mağdurun aynı kişi olması

Hırsızlık suçunun, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye

karşı birden fazla işlenmesi durumunda ortada tek bir hırsızlık suçu vardır ve faile tek bir ceza

verilir, ancak bu ceza TCK’nın 43’üncü maddesindeki düzenleme uyarınca dörtte birinden

dörtte üçüne kadar artırılarak uygulanır8

. ETCK’da suçun ancak aynı kişiye karşı işlenmesi

durumunda zincirleme suçtan söz edilebileceği şeklinde açık bir düzenleme yer almamaktaydı.

Buna dayanılarak değişik kişilere ait malların değişik zamanlarda alınmasının aynı suç işleme

kararına bağlanabildiği olaylarda zincirleme suçun oluşacağını savunan görüşler de

bulunmaktaydı. Yargıtay ise bu olaylarda zincirleme suçun söz konusu olamayacağını kabul

etmekteydi. Dolayısıyla, Yargıtay’ın görüşüne göre farklı kişilere ait malların alınması

şeklinde gerçekleşen hırsızlık eylemlerinde mağdur sayısı kadar suç oluşmuş olacak ve

zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır9

. Örneğin, bir okulda öğretmenler odasına giren

bir kişinin, birden fazla öğretmenin çantasındaki para ve sair kıymetli eşyayı çalması halinde,

mağdur sayısınca hırsızlık suçu oluşacaktır ve zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.

Bu düzenleme sonucunda ise ETCK dönemindeki tartışmalara son verilmiştir. Madde

8

“Sanığın katılanın evine iki defa girip geceleri burada kalarak bir kısım eşyasını çalması yanında

ayrıca elektrik sobasını çalıştırıp elektrik tüketimi de yapmak biçiminde oluşan eyleminin TCK’nun

492/1 ve 80.maddelerine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı

şekilde iki ayrı suçtan hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir”. Yrg. 6. CD. 16.3.2004 Tarih,

2002/23685 E. ve 2004/2946 K.

9

“Birçok öğrencinin öğrenim gördüğü sınıfa girip ayrı sıralardaki üç ayrı kişiye ait olduğunu

bilmesi gereken çantaların içlerinden hırsızlık yaparak her mağdura yönelik eylemini bulduğu

fırsattan yararlanıp “ayrı ve yeni bir kararla” gerçekleştiren öğrenci olmayan sanığın eylemleri

arasında subjektif bir bağlantı yani aynı suç işleme kararı bulunmadığından olayda teselsül

hükümlerinin uygulanması yasaya aykırıdır…” YCGK, 13.10.1998 Tarih, 1998/11-205 E. ve

1998/304 K. (www.kazancı.com.tr); “Müştekiye ait kredi kartını ele geçiren sanığın , bu kartı

kullanarak 2 gün ara ile ATM’den para çekmesi eylemi, TCK.nun 493/2., 80. Maddelerindeki suçu

oluşturur.” Yrg. 6. CD. 26.11.1998 Tarih, 1998/10848 E. ve 1998/10939 K.; (www.kazancı.com.tr).

gerekçesinde de “bir otoparkta bulunan otomobillerin camları kırılarak radyo teyplerin

çalınması” olayı örnek gösterilerek her bir kişiye ait otomobile ilişkin hırsızlığın bağımsız bir

suç olduğu ve olayda cezaların içtimaı hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı kişiye

ait değişik malların aynı anda alınması halinde, tek hırsızlık suçu söz konusu olur. Bu halde,

hukuki anlamda fiil ve netice tektir.

TCK’nın 43’üncü maddesinin 2’nci fıkrasındaki düzenleme nedeniyle, hırsızlık suçunun

birden fazla kişiye karşı ancak tek bir fiille işlenmesi durumunda da zincirleme suç

hükümlerinin uygulanması mümkündür. Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için failin fiilin

birden fazla kişiye karşı işlendiğini biliyor olması gerekmektedir. Aksi halde, failin bu hususu

bilmemesi durumunda tek bir hırsızlık suçunun olduğu kabul edilmelidir. Failin bir eve

hırsızlık yapmak amacıyla girerek farklı kişilere ait malları tek bir fiille alması olayı bu duruma

örnek olarak gösterilebilir. Bu olayda da birden fazla mağdur vardır. Eğer, failin fiili tek suç

işleme kararına bağlanabiliyorsa zincirleme suç mevcut olacaktır. Dolayısıyla, bu tür olaylarda

da faile, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılmış, tek bir ceza verilecektir. Hırsızlık

suçunun biri tamamlanmış, diğeri teşebbüs aşamasında kalmış ise fail tamamlanmış suçun

cezası ile cezalandırılır, ancak ceza zincirleme suç nedeniyle arttırılarak uygulanır.

V. USUL HÜKÜMLERİ

A. Suçun Kovuşturulması

Ceza muhakemesi suç haberinin alınmasıyla başlamaktadır. Kural olarak, ihbar veya başka bir

suretle suç haberini alan yetkili makamların gerçekten o suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse

kimin tarafından işlendiği gibi hususların tespit edilebilmesi amacıyla derhal araştırmaya

başlaması gerekmektedir. Bu durum ETCK dönemindeki ifade ile hazırlık soruşturmasına,

YTCK dönemindeki ifade ile ise soruşturmaya başlanması olarak ifade edilebilir. Bu aşama

sonucunda yetkili makam tarafından kamu davası açılıp açılmaması yönünde bir karar

verilecektir. Soruşturma ve kovuşturma organları, ceza muhakemesinin en temel amacı olan

maddi gerçeği re’sen araştırmakla yükümlüdürler. Ancak, Kanun koyucu, bazı durumlarda

maddi gerçeğin araştırılıp ortaya çıkarılabilmesi ve ilgili suç hakkında ceza muhakemesi

işlemlerinin yapılabilmesi için yetkili kimsenin suçtan zarar gördüğünü şikâyet etmesini

aramıştır. Yetkili kimsenin şikâyeti olmaksızın o suçla ilgili olarak ceza muhakemesi işlemleri

yapılamamaktadır. Dolayısıyla, şikâyet bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. TCK,

kovuşturulması yetkili kişinin şikâyetine bağlı suçları ilgili maddelerde açıkça belirtmiştir. Bu

nedenle, yetkili kişinin şikâyetinden söz edilmeyen suçlar, yetkili makam tarafından

kendiliğinden (re’sen) araştırılacaktır. Hırsızlık suçu, kural olarak adli makamlarca re’sen

soruşturulan bir suçtur. Diğer bir ifadeyle suçun soruşturulması ve kovuşturulması için

TCK’nın 73’üncü maddesinde düzenlenen şikâyet şartı aranmamaktadır. Ancak, hırsızlık suçu

ile ilgili bazı maddelerde suçun takibinin şikâyete bağlı olduğu kabul edilmiştir. Bunlar, “daha

az cezayı gerektiren haller” başlığı altında TCK’nın 144’üncü maddesinde düzenlenen, paydaş

veya elbirliği ile malik olunan mal üzerindeki hırsızlık suçları ile hukuki ilişkiye dayanan

alacağın tahsili amacıyla hırsızlık suçları; TCK’nın 146’ncı maddesinde düzenlenen kullanma

hırsızlığı ile TCK’nın 167/2. fıkrasında belirtilen akrabalara karşı işlenen hırsızlık suçlarıdır.

TCK’da bu tür hırsızlık suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olduğu

belirtildiğinden bu tür hırsızlık fiilerinin kovuşturulabilmesi için mağdurun şikâyeti

gerekmektedir. TCK’nın 73’üncü maddesinin 1’inci fıkrası gereğince, hırsızlık suçunun

kovuşturulmasının şikâyete bağlı olduğu durumlarda, şikâyet hakkı olan kişinin 6 ay içerisinde

şikâyette bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu süre hak düşürücü bir süre olduğundan

şikâyet hakkının kullanılması mümkün olmayacaktır. Bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili

ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren başlayacaktır.

Hırsızlık suçunun kovuşturulmasının şikâyete bağlı olduğu durumlarda suçtan zarar görenin

şikâyetinden vazgeçmesi durumunda dava düşürülecektir. Ancak, cezanın kesinleşmesinden

sonra yapılan vazgeçme infazı engellemeyecektir. (TCK m.73/4). İştirak halinde işlenmiş

hırsızlık suçlarında sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme diğerlerini de

kapsayacaktır. (TCK m.73/5). Ayrıca, vazgeçmenin sanık hakkında hüküm ifade edebilmesi

için sanık tarafından kabul edilmiş olması gerekmektedir. (TCK m.73/6). Suçun

kovuşturulmasının şikâyete bağlı olduğu durumlarda, muhakemenin soruşturma veya

kovuşturma evresinde uzlaşma ile sonuçlandırılması mümkündür. (CMK m.253-254).

TCK’nın 141’inci ve 142’nci maddelerinde düzenlenen hırsızlık suçları için şikâyet şartı

aranmadığından uzlaşmaya başvurulması mümkün değildir. Ayrıca, TCK’nın 168’inci

maddesi hırsızlık suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceğini düzenlemiştir.

CMK’nın 253’üncü maddesinin 3’üncü fıkrası, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete

bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlarda uzlaşma yoluna

gidilemeyeceğini düzenlediğinden,

TCK’nın 144’üncü maddesindeki (daha az cezayı gerektiren haller), 146’ncı maddesindeki

(kullanma hırsızlığı) ve 167’nci maddesinin 2’nci fıkrasındaki (cezada indirim yapılmasını

gerektiren şahsi sebep) fiiller için uzlaşmaya başvurulması mümkün değildir. Bu iki düzenleme

birlikte değerlendirildiğinde, hırsızlık suçları açısından uzlaşmanın mümkün olmadığı sonucu

ortaya çıkmaktadır.

KAYNAKÇA

***PROF. DR. Mahmut KOCA PROF.DR. İlhan ÜZÜLMEZ TÜRK CEZA HUKUKU

ÖZEL HÜKÜMLER

***YAZICIOĞLU R. Yılmaz; “Yeni Türk Ceza Kanunun da Hırsızlık Suçunun Nitelikli

Halleri”, (Kazancı Hukuk Dergisi, S: 41-42). (Nitelikli Haller).

*** ÜLKÜ Muhammet Murat; “5237 Sayılı TCK. 151-153. Maddelerinde Yer Alan

Mala Zarar Verme Suçları”, www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/160.pdf (Erişim

Tarihi 14.12.2009).

*** KOPARAN Mehmet Reşat; “YTCK.da Malvarlığına Karşı Suçlar (Hırsızlık)

www.taa.gov.tr/serbestkursu/hirsizlik.doc

*** “Hırsızlık ve Teşebbüs Halleri”, www.yayin.adalet.gov.t

 

Proje Kampüs Destek Ekibi Mesajı

Paylaşarak Bizlere Destek Olduğunuzdan Dolayı Proje Kampüs Ekibi Olarak Teşekkür’ü Bir Borç Biliriz. Sağlıcakla Kalınız.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınla ​​paylaş!

0
Etbuse33

0 yorumlar

Proje Kampüs Yayın Hakları Gizlidir.